bebekli tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebekli tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2012 Salı

Rusya-3- Nizhniy Novgorod

Kayıt altına almadığım hatıralarım zamanla zihnimde silikleşiyor malesef.
Düşününce güzel şeyler aklıma geliyor ama detaylar, isimler hatırlanamayan kısımda;
İş bu sebeple daha da sürüncemeden kalmadan (1 yıl olacak yaz bitse!) yazayım istedim.
Daha da yazsam bir yazı daha çıkar!

Nizhniy Novgorod Moskova' nın 420 km doğusunda Rusyanın Moskova ve Petersburg' dan sonra 3. büyük şehri.

Geniş ve ferah caddelerinin saklinliği ile bana hiçde 3. büyük şehri gibi gelmesede....




Moskovadan hızlı trenle 4 saatte Nijni garına vardık.


Volga nehri kıyısında canlanmış şehir.


Nehrin tepeden görünüşü

Lunaparkta geçirilen A.Y. yi coşturan saatler...


Bu seyahatimizde hiç bir seyahatte gitmediğimiz kadar ormana, parka ve hayvanat bahçesine gittik.
Çok da iyi oldu aslında;
Çünkü yeni yerleri keşfetmek için çıktığımız yolculuklar genelde sonunda dinlenmeyi ve neredeyse ekstra tatili gerektirecek seyahatler oluyordu bizim için!
Hele de Ahmet Yusuf' la bir kat daha fazla performans harcadığımızı düşünürsek  :)
Bu defa ise hepimiz için rahat ve dinlenceli bir gezi oldu ;)
Gezi süresinin uzun olması ve ayrıca özel olarak gitmeyi daha uygun görerek rotamızdan Sn.Petersburg u çıkartmamızla hepimiz için rahat oldu, iyi de oldu ;)

Sonu görünmeyen, adını hatırlayamadığım, boool oksijenli ormanda yürüyüş 





Benim için mevsimlerin en güzeli olan sonbaharda,
 olunabilecek en güzel yer olan ormanda,
 öğle uykusunu alan yavru.


Nizhny Novgorod Kremlininden kareler



Nijniden sonra Sn.Petersburg a çevrilecekti rotamız.
Lakin buradan Sn.Petersburg a kalkan uçakların 3-5 kişilik küçük uçak olması dolayısı ile bize hiç güven telkin etmemesi ve buradan direk Petersburg a tren olmaması sebebi ile Sn.Petersburg u başka bir zamana erteledik.
Aslında tren var ama Moskova üzerinden aktarmalı gidiyor ve süresi yaklaşık 13 saat.

E yanımızda üç buçukluk bir yavruyla o kadar saat ve
bunun yarısı kadar da Moskova ya dönüşü hiiç mi hiç gözüm yemedi açıkcası.
Hem özel olarak gidersek Petersburg u -ki buraya kuzeyin Venediği diyorlar-
iki güne sıkıştırmamış oluruz dedik.
Suya ve sulak yerlere aşık benim, gezdiğim yerlerden en sevdiğim yer olan
Venediğe benzetilmesinide düşünerek.
Hoş; sonra Öz.e  hiç planda yokken tek başına gitmek kısmet oldu
ve hiçde aman aman övügüyle bahsetmedi ya.....
Beklenti seviyesi önemli bu beğeni işlerinde gibi geliyor bana.
Bu sebeple her hangi bir şey hakkında, yemek, film, yer v.s. v.s. deneme şansım olacaksa fazla detay istemiyorum kesinlikle.
Kremlinin önünde sergilenen II. Dünya Savaşından kalma savaç araçları ve savaşı simgileyen anıt-heykel

1940 lara kullanılan bu savaş araçlarına dokunmak içimi ürpertti. Savaştan, insanların arsızlığından bir kere daha ve bir kere daha nefret ettim :(

II. Dünya savaşında kullanılmış deniz altı


zamanın Rus uçak savarı


Yine II.Dünya savaşına katılmış bir Rus savaş uçağı


II. Dünya savaşında hayatını kaybedenler anısına yanan meşale

Ve savaşta hayatını kaybeden askerlerin(bir kısmının elbette) mezarları


Kremlin yakınındaki (ya da içinde mi demeliyim? ) kilise.



1,5 milyon nüfusu var diye aklımda kaldı.

Ve Volga Federal Bölgesi' nin başkenti olduğu.

En ünlü Rus yazarlarından biri olan Maksim Gorki' nin burada doğması hasebi ile  Gorky olarak'da biliniyormuş.
Hatta heykeli de var şehir merkezinde.
Hatta ve hatta ben deniz fotoğrafınıda çekmiştim ama önceki Rusya -2- postumu okuyanların hatırlayacağı gibi yok alan bir kısım fotoğraf içersinde kaybolup gitti  :(


Tam bu karşı nokta Volga nehrinin Oka kavşağı.




Yazabilirsem bir Nijni postu daha yazmayı istiyorum. Kısmet....
Şu yazıyı yazdımya valla üzerimden yük kalktı.
Oysa bloga ilk yazmaya başladığımda bu işin üzerimde böylesi bir sorumluluk bilinci ve baskısı oluşturmasını hiç istememiştim. Ama nasılsa istemeden de oluyor işte?
Yaptığım her işi tam ve mükemmel yapma huyu falan filan saçmalarıyla kendimi şişirip, sizi sıkmadan gidiyorum :P

Yarın yazmazsam (ki yazmayı istiyorum)
Beraatı alanlardan olun, olalam inşallah emi  ;)


23 Ağustos 2011 Salı

Bize yol göründü. yine bir yol. . . . yeni bir yol. . . .

Dün karar verdik, bilet aldık.
Bugün otel bulduk, yer ayırttık.
Yarın sabah 10 da uçuyoruz inşallah.

Kısmetse;
4 gün Moskova
3 gün Nizhniy Novgorod
4 gün Saint Petersburg

Beyaz gecelere yetişemedik amma....
Yarın tam da 3 yaş 3 ay 3 günlük olacak yavruyla beyaz 10 geceyi zaten zor geçiridik deyip hiç de gamlanmadık  ;)
Her ne kadar karartma perdeli odalar da kalacaksak da.....

Böyle ani kararlarla iki ayağımızı bir pabuca sokmakda üstümüze yoktur herhalde. Şimdi işdeyim. Evde bavul bile açılmadı henüz. Gidince girecek ayaklarım bir pabuca.  Yok yani insan heyecanlanmaya sevinmeye bile vakit bulamuyor :P
en güzeli iki hafta evvelinden gidilenler.
Çok bekletip bezdirmeden, hemen olup yormadan. Fikri zihninde ve ruhunda olgunlşaştıra olgunlaştıra.
Tabi bu benim bünyeme uygun olanı sizinkini bilemem :)

Her neyse....
Olmazsa olmazları unutmayalım da gerisi her halukarda olur ;)
Hatta 1,5 sene evvel bool unutmalı bir seyahati atlatmışken,
hatta A.Y. bu kadar randımanlı yürüyemezken bile olmazsa katiyen olmazı unutup, bunu bile Allah ın izniyle halledebildiysek.......

En çok St. Petersbur u merak ediyorum. Bakalım Venedik kadar girebilecek mi gönlüme?
Ne de olsa kuzeyin Venediği diyorlarmış.

Keyifle ve sağlıkla ve bol resimle dönebilmeyi diliyorum Allah dan.
Dilerim biz dönene kadar sizde öyle kalın.....
Allah a ısmarladık.

20 Ocak 2010 Çarşamba

başlık bulamadım !


Buz gibi bir Istanbul a geri döndük.
Sıcaklık farkının etkisi mi bilemiyorum, A.Y. pazartesi ateşlendi :(
Akşama kadar devam edip, akşam da öksürük eklenince Dr. a gittik. İlaçlandık geldik.


Antalya' da bulunduğumuz süre boyunca güneşi pek göremedik malesef.  Ama sıcaklık fena değildi.
Ilık bir hava vardı diyebilirim.


Bu seneyi bol gezmeli ve fakat bol yağmurlu gezmeli açtık. Bakalım devamı nasıl gelecek.
Bu gün bir arkadaşım, dünyada 10 yılda bir tekrar eden yağmurlu bir yıl olduğu, bu yılında o yıl olduğu hakkında mail atmış.  
Tüm yılı bilmem ama şimdilik benim için gerçekten yağmurlu bir yıl  :)


A.Y. denize  eliyle işaret edip git git dedi durdu  :)
Ah dedim hava sıcak olacaktı da  ayağımızı sokacaktık sulara.


Epeydir görüşemediğim kuzenim İngiltereden döndü. O nunla hasret giderdik.




A.Y. yi en son gördüğünde henüz 6 aylıkdı.



konuştuk, konuştuk, kouştuk...................
gülüştük, gülüştük, gülüştük..............
gezdik, gezdik, gezdik...................


A.Y. nin hayatındaki  ilk çektiği  fotoğraf. 
Yalnız çekerken ki keyf halini hayal etmenizi istiyorum. Ayağın konumundan tamamlayın artık !
Yoksa sadece ayağını mı çekmeye çalışmış :PPPP


Bunu fotoğrafıda canım aşkım can Öz.üm e hediye ediyorum.


Sakın bu yazıyı benim yazdığım gibi  magandaca bir fikre kapılmayın emi :PPP
sadece hali hazırdaki durumundan çıkarım yaptım ;)


4 Ocak 2010 Pazartesi

Fas / Morocco -bölüm 1-



Unutkanlıklarla dolu bir seyahati çok şükür sağ salim, hastalıksız , kazasız, belasız yaşadık bitirdik. (çölde gece yarısından sonra 3 saatlik bir kayboluşlada olsa -detaylarını daha sonra anlatacağım inşallah- )
Yaşananlar, çekilen fotoğraflar, ses kaydı bozulmuş bir makine ile yapılmış sessiz sinema oyununu çağrıştıran video çekimleri, (bu makine canımı fena sıkmaya başladı diyeceğim lakin onunda sonunun cep telefonumun akıbeti gibi olmasını istemediğimden susuyorum :P ) yapılan kritikler güzel bir hatıra olarak zihinlerimizde yerini aldı.

İlk olarak evden henüz 3-5 km ilerlemişdik kiiiiiii.............
en önemli şeylerden birini -bebekli bir yolculukta elimiz ayağımız olan birşeyi- unuttuğumuzu farkettim.

Gezilerde adeta A.Y. nin evi haline gelen BEBEK ARABASINI !!!
Geri dönelim almaya zamanımız olmadığı için, mecburen bir yerden bulur alırız dedik. İlk arayışımızı AHL nında gerçekleştirdik. Ve tabi ki bulamadık. Halkla ilişkilerdeki kızlar hava limanının eksiklerini yazıyorlarmış, bunuda eklediler. Yani olurda sizin başınıza böyle birşey gelirse belki siz oradan temin edebilirsiniz :)

A.Y. nin bu fotosuda peşinden koşmaya mecalimiz kalmayınca bulduğumuz çözümden bir kare. Valiz taşımak için arabaya hiç ihtiyacımız olmadı. Bundada önceki yolculuklarımızda da.
Hatta valizimizi bagaja bile vermiyoruz. Çocuklu bir aile olduğumuzuda düşünüp, buna hayret edebilirsiniz. Yanımıza az ve öz eşya alıyoruz ve fonksiyonel/uniseks v.s. v.s. :) bir ara valizimizdekileride yazarım unutmazsam.




Neyse bebek arabasını unuttuğumuzu henüz farketmiştim ki.......
bu seferde A.Y. nin battaniyesini ve yastığını unuttuğumuzu hatırladım !!!
( neyse ki çocuğu unutmadık :PPPPP )

Yastık çok da önemli değildi. Ama battaniyesiz dışarda uyuduğunda napacaktım ?
Neyse onunda yolunu THY nın yolculuk sırasında dağıttığı battaniyelerinden birini ödünç alarak bulduk.
Şhiiiiith.... aramızda kalsın. zaten dönüştede geri bıraktık ;)




5 saatlik uçuşta A.Y. yi avutmak zor olacak diye düşünüyorduk ama çok şükür, hiçde öyle olmadı -yemek yedirme olaylarını saymazsak- ilk iki saat uyudu. Sonrada yolda oyalanması için alıp hiç göstermediğimz kitabı ve bir oyuncağı ile oyalamaya çalıştık. Hostelerden birisininde 11 aylık oğlu varmış. Halimizdan en çok O anladı. Sağ olsun bizimle ekstra ilgilendi ve çok yardımcı oldu.




Uçak Kazablanka ya indi. Europcar dan arabmızı bu sefer GPS li kiralayarak otele yollandık. ( GPS e vurgu yapmamın sebebini ilerde anlayacaksınız ! )
Arabanın arka canımdan çekilmiş ilk Kazablanka fotoğrafı. Bu defa çok fazla ve güzel fotoğraf çekemedim.




İlk durağımız büyük bir AVM oldu. Bebek arabası almak için. Ama gördüklerimizin hepsi kötü ve çok pahalıydı. Burada hiç bakmayacağım cinsden bir model 499dirhem ~ 50 € idi. Vazgeçtik. Almışken bari baston pusetlerin en basit ve hafif modelinden almak istedim, hiç olmazsa dönüşte Tr.de de kullanabileyim diye. Ama öyle bir model yoktu. Başka bir yerde denk gelir ümidi ile çıktık.

Bizdeki carrefourlara çok benziyordu. (Küçülen dünya dedikleri bu olsa gerek). Orada da her taraf yeni yıl süs püs zımbırtıları ile doluydu.



Hotelimizi her ne kadar inernetten bulmuş, seçmiş, incelemiş ve beğenmiş olsam da gittiğim bölgeyi göz önünde bulundurarak beklentilerimi çok alçak tutmuştum. Hotel club Val dAnfa beni çok şaşırttı. Çünkü
beklemediğim kadar temiz ve güzeldi :) Çalışanlarının nazikliğide cabası. Yani Val d'Anfa ya bizden tam not :P

Dalga sesleri gece boyu uykumun arasında bana nerde olduğumu hatırlattı.
Gece A.Y. ile birlikte uyuma zevkide anlatılmaz yaşanır cinstendi. Gece uyansada yan yana olduğumuz için çoğunu hatırlamadım bile. Hatırlamayış sebebim yorgunlukda olabilir.




Mevsim itibari ile Muson yağmurlarınınde ne olduğunu öğrenmiş olduk. Hava sıcaklığı 20 derece civarlarında idi. Hemen hemen her gün aralıklarla yağmur yağdı. Yağmurlu havadan haberdar olduğumuzdan yanımıza şemsiyemizi ve A.Y. nin unuttuğumuz bebek arabasının yağmurluğunu almayı unutmamıştım. Ve fakat bebek arabasını evde, şemsiyeyide otel odasında!!!! unutunca ikiside bir işe yaramadı.

Yolda bizdeki yağmurda ortaya çıkan satıcılar gibi bir şemsiyeciden 30 dirhem ~ 3 € ya aile boyu bir şemsiye aldık.

Dönüşte hava limanında yere düşürdüm üzerinden araba geçti. Orada kaldı.
Valizdeki şemsiye yüzünden gümrük polisi hepi topu 1 tane olan ve oradan aldıklarımızla zar zor kapatabildiğimiz valizimizi didik didik edip sinirlerimi bozdu. Ve fakat şemsiyeyi bulamadık. Bizi şirin bir aile olarak görüp (A.Y. nin katkılarıyla) lütfederek aramaktan vazgeçti. Sonra Türklüğümüzle ilgilenerek bize iltifatlarda bulundu. o ara şemsiyeyi bulsaydık onunda üzerinden ben geçebilirdim.




İlk akşam yemeğimizi yediğimiz Restaurant le Bismane.




Oraya has topik meyva suyunu tadı harikaydı.
Veee AY. ilkkez pipetle içmeyi öğrendi :)

( geçen günde (28.12.2009) bardağa üfleyerek baloncuk yapmayı öğrendi ve çok hoşuna gitti. Hatta onu kahkahalara boğdu. Çocuk olmak bu demek galiba. )

Orada bulunduğumuz günler boyunca çok değişik yerlerde yemek yedik. Hepsininde ortak noktası başlangıçta bir tabak dolusu soslu zeytin ve beraberinde esmer ekmek getirmeleri oldu. Bu sofra alışkanlıklarını çok sevdim. Zeytinler süper lezzetliydi. Neredeyse hepsinide bitirdik :P



Fas 1959 gibi yakın bir tarihde Fransız sömürgesinden kurtulmuş. Etkileri halen oldukça hissediliyor.

Ülkede resmi dil arapça olsada diplomaside, yönetimde kulanılan dil ve halkında % 90 nın bildiği dil Fransızca.
Bir çok adet geçmiş Fransızlardan. ilk olarak hissettiğimiz, servisin bir Fransız restaurantıymış gibi çoook çok geç gelmesi oldu -ki burada olsa mümkün değil beklemezdim. Ve turistik denebilecek bir yerde menüde hiç ingilizce kelime yoktu! Sadece menüdemi hiç bir yerde, hiç bir tabelada, hiç bir yazıda ingilizce bir kelime yok. Hatta hava alanında dahi ingilizce anons yok inanabiliyor musunuz?

THY dönüşte hava şartları yüzünden 1 saat rötar yaptı. Onu bile arapça ve fransızca anons ettiler. Ardından THY dan -muhtemelen uçuş personelinden bir bey bildirdi. Her ne kadar öncesinde panodan öğrenmiş olsakta, çok hoşumuza gitti :)

Neyse anlayamadığımız menüye bir süre baktıktan sonra, yöresel yemeklerini tadmak istediğimiz söyledik.Önce salata servis ettiler. Genel olarak bizim salatalarımız benzerdi. Aynı olarak şakşuka, arnavut ciğer, çoban salata, pancar turşusu geldi. Rendelenmi havuç ve rendelenmiş salatalığa şeker ilave ederek yiyorlar. Ben küçükken babam rahmetli bana havucu şekerleyerek yedirirdi. O günleri hatırladım. Şekerli salatalığa gelince salatalığı ve cacığı bol tuzlu seveen biri olarak hiç hoşuma gitmedi.



Seksu billahm- Etli ve Sebzeli Kuskus ve Tadjin- Tajin

Kuskus bizdeki küçük yuvarlak makarnadan yapılan kuskus değil. İrmiğin daha irisi. Üzerine orta yere kuzu/tavuk eti yerleştirilip etrafı muhtelif sebzelerle çevriliyor ve üzerinde kuru erik, kuru üzüm ve tarçınla tadlandırılıyor. Fene değil ama benim olsada yesem dediğim diyeceğim bir yemek değilmiş.

Tajinse kenikli etten yapılmış içinde bedem, kuru erik, kuru hurma, kuru kayısı gibi muhtelif kuru meyvelerinde bulunduğu sulu bir yemek. Bence Kuskusdan daha iyi. Zaten kuru meyveleri hep sevmişimdir.

Fas mutfağı tatlıyla tuzlunun bir arada bulunduğu ilginç yemeklerin olduğu bir ülke.
.
.
.

18 Aralık 2009 Cuma

gezi zamanı ;) "bir daha çal Sam" demeye gidiyorum!


.
Humphrey Bogart, Ingrid Bergman’ın oynadığı efsanevi film Casablanca...

Fas/Morocco ve Kazablanka bizzat gidip görmek istediğimiz yerlerden biriydi.
2009 yılına ait son iznimizide önümüzdeki hafta Fas seyehati ile kullanıp bitirmeyi düşünüyoruz kısmetse.

Epeydir bu tatil için İsveç dolaylarını düşünüp, mevsim itibari ile güneylerde daha ılık bir yere gitmenin (1,5 yaşında bir bebekle yatmadan yatmaya içeriye gireceğimizi düşünerek) daha mantıklı ve kolay olacağına karar verdik.

Mısır, Fas, Tunus, Suriye arsından ilk tercihimizi Fas' dan yana kullandık. Benim ilk Afrika kıtasına ilk ayak basışım olacak inşallah. Öz.ün iki kez Mısır seyehati oldu. Bense aşırı pis oluşundan piramitleri görmek istememe rağmen malesef gidemedim. ( Sharm el sheikh daha iyiceymiş diye duydum )
Demeyin ki ne pipirik kadın, burda sanki sarayda yada cam fanusta mı yaşıyor!
İlkinde karnı burnunda hamileydim. O riski alabilecek durumda değildim.
İkincisinde A.Y. 3 aylık filandi sanırım. O nu riske edebilecek durumda değildim.
Ve şimdi ise malum H1N1 durumları.
Neyse Mısır a gidip bizzat görenler beni anlayacaktır. Anlamasazda ne farkederse !
Çok kereler çadırda, köyde kalmış, hatta ve hatta wc siz yerde bile kalmış biri olan beni varın sizde öyle sanın ;P
Yalnız unutmayın doğal ilkel yerde kalmakla, gelişmiş fakat insanlar tarafından pisletilmiş yerde kalmak arasında çok büyük -en azından benim midemin kaldırmadığı kadar büyük- farklar var!

Suriye yi bize rehberlik edecek sıklıkta gören babamız için eledik.

Geriye kaldı Fas ile Tunus.

Fas ı seçmemizi birazda THY sağladı diyebilirim. Seyahat için düşündüğümüz tarihlerde THY da ayın fırsatı içinde Fas uçuşu da vardı.
Ne şans !
bize 1000 TL kar ettirdi. Teşekkürler THY ;)

Yukarıya şimdiden sahra çölünün şuradan aldığım fotoğrafını koyuyorum çünkü gidip kendim çöl fotoğrafları çekebileceğimden emin değilim.
Her ne kadar çölü görmek, berberi çadırlarında gecelemek hatta bir kaç gece kalmak istesemde A.Y. ile nasıl olur bilemiyorum. Bekleyip göreceğiz, şartlara göre karar veririz.

Aslında bugün kendimi öyle yorgun hissediyorum ki.....
Gidip otelde sadece dinlenmek, uyumak, boş boş oturmak (rezervasyan yaptırdığımız oda okyanus manzaralı. Sevdiğim iki adamla, elimde naneçayımla, bu manzara eşliğinde boş boş oturmakdan bahsediyorum ;) ) fikride cazip gelmiyor değil. Ama gezimaniası bir adamla ve bir saniye dahi yerinde duramayan O nun kopyası bir küçük adamla bu nasıl mümkün olur bilmiyorum. Bu hareketlilik öyle seviyedeki bu konuda hayal kurmamı bile engelliyor baksanıza!!!

Hani bir ara bir domestos reklamı vardı.(yanılmıyorsam domestostu) Çocuğun bir ayısı vardı. sürekli peşinde sürüklediği., sürekli kirlenip yıkanmak zorunda kalan. Ayıcık en sonunda " beni domestos değil bu hayat yıpratacak" diyordu.
hıh işte bu sahne sık sık gözümün önüne geliyor, bende o ayıcık gibi hissediyorum :)
Önde Öz. arkasından sürüklediği e.t.

Bu demek değil ki bu durumdan şikayetçiyiiiiim. Asla. Allah a büyüklüğünce hamd olsun :)
Bende gezmeyi çook çok seviyorum sadece bazen Öz.ümün bu hızına yetişemiyorum.

Öz. bir haftadır Bükreşte. İnşallah bu gece dönecek. İki gecedir A.Y. "ödan ödan" diye aranıyor.
İlk günler tam farkında değildi galiba. Neyse ki bu sabah "akşam inşallah gelecek annecim " diyebildim. Dün konuyu değiştirmiştim. Yarın gece akşam gelecek desem anlarmıydı acaba?
Zaman kavramı kafasında tam oturmadığı için hemen geleceğine dair bir beklenti içine girmesini istemedim.

Şimdilik hoşçakal blog.
Dönünce seyahatin ayrıntılarını paylaşma dilekleri ile hepiniz sağlıcakla kalın.
Allah a ısmarladım
.
.
********************************

18 Ağustos 2009 Salı

gittim de geldim :)



Cumartesi sabah apar topar evden çıktık. Süratli denebilecek hızda yenikapı-yalova saat 8 feribotuna yetişebilmek için. Yetişmiştik aslında. Ta ki Aksaraydan yeni kapıya çıkan son ışıklarda meydana gelen kazayı yaklaşık bir 10 dk.a bekleyene kadar.

Neticede feribotu kaçırdık :((( İlk kez bir bilet kaçırdık. Genel itibari ile hep düzenli ve tedbirli bir aile olduğumuz için böyle bir şey ne eş,min ne de benim başıma gelmişti. ne yalan söyliyeyim epey üzüldük. Can özüm pencere kenarından karşılıklı masada yer almış bana süpriz kahvaltı planlamış feribotta. Yetişemeyince söyledi.


tabi feribotu kaçırma sebeplerimizin sıralandığı, sen - ben diye tutuştuğumuz kısa ama ateşli atışmamızdan sonra :) Neyse dedik herşeyde vardır bir hayır :)


Kendimizi eskihisar-yalova feribotu ile tatmin etmeye çalışıp, A.Y. ye ilk deniz yolculuğunuda yaşatmış olduk. Yalova dan sonra bizi uzun bir yolculuk bekliyordu.




Yediği ilk kraker.

Yolculuk yaklaşık 11 saat sürdü. A.Y. yanımıza aldığım atıştırmalıklardan krakeri çok severek yedi :)


En sevdiği oyuncağı bu koca kafalı küçük adam iyi ki vardı......


Yolda A.Y yi avutmak için eline neler vermedim ki :)


An geldi paket sütlerin pipeti imdadımıza yetişti......

Veee sonunda hedefimize çok şükür ulaştıık.



İşte bu cennetten düşme yer;


Burdur - Yeşilova- Salda gölü arkadaşlar.

Yeşilova Burdur ilinin küçük bir ilçesi.
Burdur Denizli yolunun 58. km sinde yer alıyor.
Salda gölü yanı başında bulunan Salda kasabasından almış adını.
184 m derinlikle Türkiye'nin en derin ve berrak gölü.




Aslında burayı kimselere söylemek istemiyorum. Çünkü öyle güel, öyle temiz ve öyle tenha ki,

İnsanların doluşup kirletmesini, güzellikleri yok etmesini istemiyorum.

Ama sonrada kendine müslüman olma e.t.
a aaaaa ne ayıp, bencillik etme diyorum, ve herkese söylüyorum :P



İmkanı olanlar için çok güzel. Didin görün derim. detaylı bilgi isteyenler bana yazarlarsa elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.



İşte bir ilk daha A.Y. ilk defa küvet dışında suya girdi.
İlk kez kum oynadı.


Hatta oynamakla kalmadı genelde taş-kum- ne varsa yedi ! ! !!!

(kontrole gittiğimizde bu konu yüzünden kan tahlili yaptırmak istiyorum. Etrafta eline geçen herşeyi yemeye çalışıyor. bu yeme gayreti diş kaşıma olayını çook geçti. )



Babasını önce uzaktan izledi...............



Sonra kendini babasının kollarında serin sulara bıraktı.
Maşallah hiç ağlamadan ilk kez yüzdü :)
Canözüm O' nu gerçekten koltuk altlarından tutup yüzdürdü :D

Gerçi sonra ki günler bu kadar iştahlı değildi ama kumlarda idare ettik.




Lületaşı olarak bilinen magnezyum silikat kumu bu beyaz görüntüye dönüştürmüş. Bu kum maalesef ateşe dayanıklı tuğla yapımında bilinçsizce kullanılıyor ve yok ediliyor.



O' nun mutluluğu coşkusu bizim oldu...................
İmece usulü havuzlar yaptık..................
ama içinde yüzdürecek bir gemi bulamadık :)

İşleri, stersleri, koşturmacaları bir süreliğine de olsa unuttuk. kendimizi dalgalara bıraktık.
Dalga seslerinin eşliğinde gün batımını izledik...............

Güzel şeyler yaşarken insan kendinden geçiyor olmalı ki;
Zamanın aynı süredeki akışını algılayamadık;
"ne çabuk geçti bitti " dedik.
A.Y.nin tazecik hayatı için ilklerle dolu birçok olayla ve elhamdülillah mutlulukla dönüş yoluna koyulduk........



Ve kendimizi İstanbul' a varmadan İstanbul' u aratmayan bir trafik içine bulduk................
.
.
.
.
.
***************************