16 Temmuz 2009 Perşembe

var, var, var, var..........



  • şööyle eskilerden şarkı dinleyesim var.

  • serin ve berrak sularda yüzesim var. (hemde çook)
  • sudan çıkıp buz gibi karpuz yiyesim var.
  • gezi yazılarıma devam edesim var.

  • içimdeki şevki kaçırmadan hedeflediğim iki konuda girişimde bulunasım var. (bunlar süpriiiz! sakın bu süprizleri hemen beklemeyin. çünkü ikisi de epey uzun soluklu olacak inşallah.bu süre yıl bile olabilir)

  • mis kokulu bir kahve içesim var.

  • A.Y. ile ilgili bir kaç konuda -ilki, gece süt içirmek- araştırma yapasım var.

  • bu haftanın okuma ödevlerinden biri 4 günlük birikti. bu kitabımı okuyasım var.

  • Öz.ümü arayıp konuşasım var. yasakların cazibesi böyle oluyor galiba. (bu günlerde hep toplantıda ve ben her aradığımda konuşamıyor. Akşam diyor ki (şakadan): beni öyle uzun çaldırma -görende hep aradığımı sanır.zorunlu olmadıkça aramıyorum bi kere. ama özlemekte bir zorunluluk hissettirebilir zaman zaman :P - açamıyorum, sürekli çalma sesi geliyooor. baaak baaaaaaakkkk. sen ara dersin bida bana hadi bakalım. hııh )

  • uzun zamandır aramadığım iki arkadaşımı arayasım var.

  • var.

  • var.

  • var.

  • .

  • .


Hiç iş yerindeki işlerimi yapasım var demedim mi?


a aaaaaaaaa


:P


hadi ben işlerime döndüm.


bu günlerde az zaten işim. hemen halledeyimde sonra gönlümü susturmaya çalışırım.


belki öğleden sonra bir yazı daha eklerim.



******************************

15 Temmuz 2009 Çarşamba

yorumsuz.......



Kamusal alana da bekleriz Ayşe Hanım...
Nihat Odabaşı'dan almış talkını... Odabaşı demiş ki, soyunmak bir şey mi, sen asıl örtün de gör memleketteki zulmü. Ayşe Arman'ın aklına yatmış, hatta bir ampul yanmış kafasının üstünde...

Evet, evet, bunu yapmalıyım olmuş... "O herkesin diline düşmüş, milleti de birbirine düşürmüş 'bez parçasını' kafama bağlayıp, şehr-i İstanbul'da bir o semte, bir bu semte gidecektim" diyor...

Yazı boyunca başörtülü halini defaatle sıkıldım, büzüldüm, ışığım söndü, ay çok yorucu gibi ifadelerle tarif ediyor. Bunlar Ayşe Arman'dan bekleyebileceğimiz şeyler. Ayşe, her fırsatta bakılmaktan ne kadar mutlu olduğunu söyleyen bir kadın. Giyimiyle, dekoltesiyle, saçıyla başıyla, neşesiyle yarattığı bir ambians üzerinden güzel olabilen bir kadının tesettüre girmesi bu ambiansı doğal olarak bozar, o kadının bu duruma sinir olması da doğaldır. Bu işe ne kadar bozulduğunu açık açık söylemesi, Ayşe'nin açık sözlülüğüne ve sevimliliğine puan bile kazandırabilir. Pekâlâ, "Aaa bana hâlâ bakıyorlar, demek ki hâlâ güzelim, demek ki başörtüsünün hiçbir etkisi yok, demek ki kadınlar kendisini kandırıyor, çözdüm ben bu işi, yaşasın!" da yapabilirdi, bu da beklenirdi.

Fakat açık sözlülüğün de bir sınırı var, kaldı ki bu açık sözlülük dediğimiz şey kötü niyeti de örtebilecek genişlikte bir yorgan değil, Ayşe öyle sanıyor, ama değil. Tesettürlü olma durumunu kâh "zavallı gibi görünmekle" kâh "komiklik ve saçmalıkla" ilintilendirmenin açık sözlülük ile ilgisi yok, sorumsuzlukla ilgisi var. Ben de kalkıp "Kırk yaşına basmadan çıplak fotoğraf çektirmeliyim" türü bir dürtüyü "zavallıca" ve saçma bulabilirim, buluyorum da nitekim, ama bunu bu şekilde ifade etmekten çekinmiş, nezaketsizlik olacağını düşünmüştüm şimdiye kadar. Ahan da şimdi ifade ettim. İyi mi oldu?

EMPATİ KURMAK DEĞİL, KÖPRÜLERİ YIKMAK

Arman'ın yazı dizisi "mahalle baskısının ölçümü" gibi güya sosyolojik bir sondaj yapılıyormuş havalarına büründürülmüş ki, bu tutum "Ayşecik tesettürde" macerasının tadını feci şekilde kaçırıyor. "Nişantaşılılardan bir tepki bekliyoruz, 'Hooop!' filan desinler ya da kötü bakışlar fırlatsınlar... Hiçbir şey olmuyor... Bir bakış fırlatıp hayatlarına devam ediyorlar. Laf yok, hakaret yok. Mahalle baskısı yok" gibi genellemelere varıyor.

Adeta bu ülkede başörtülüler hiçbir sıkıntı yaşamıyor, bir elleri yağda bir elleri balda demeye getiriyor. Hemcinslerini yalan söylemekle itham etmiş oluyor.

İşin kötüsü, daha baştan bozuk bir niyetle çıkıyor yola. Başörtüsünü "milleti birbirine düşürmüş" bir bez parçası olarak nitelendiriyor ve öyle düşüyor yola.

Bir milletin % 99'u Müslüman ise, bu millet nasıl olur da başörtüsü yüzünden birbirine düşer oysa? Anketlerin ortaya koyduğu şekilde bu milletin kadınları % 60'ı aşan oranlarda başını örtüyorsa, başörtüsü bu millet nezdinde bir konu demektir sosyolojik açıdan. Üzerinde böylesine büyük mutabakat olan bir konuda millet birbirine düşmez zaten.

Sorun milleti temsil etmekle görevli birimlerin, kurumların ve onların yandaşlarının milletle cedelleşmesindeki ısrardan doğmaktadır.

Milletin başörtüsünün serbest olmasıyla ilgili bir derdi yok. YÖK'ün ve "laiklik" ilkesinin en katı yorumunu benimsemiş sivil / askeri bürokrasinin ve sırtını onlara dayamış bir azınlığın derdi bu. Kamusal alanı her tür etnik renkten, her tür dinsel edimden arınmış renksiz, kokusuz bir yer I olarak tasavvur edenlerin başörtüsüyle bir derdi var. Onların yüksek sınıflara mensup yandaşlarının böyle bir derdi var. "Yurdumuzu Batılılara kötü gösteriyorlar" derdi. Ya da, "Aman türbanlı komşu istemem yanımda yöremde" gibi dertler.

Ama Ayşe'nin beklentisi herhalde arkasına bürokrasinin gücünü de almış olan bu varsıl, Batıcı, imtiyazlı mahallelerin başörtülülere sokağı da yasaklaması yönündevmiş ki o kılıkta Nişantaşı sokaklarında dolaşabiliyor olmasını bile yadırgamış hatun kişi. Pes... Pahalı içeceklerin servis edildiği, para kazanmak için açılmış "ticari işletmelere" girip kovulmayı beklemiş. Pes... İzninle, müsaadenle, elini vicdanına koymuş halinle, o kadar da olmasın be Ayşe... Çıtayı amma yukarı koymuşsun. Öyle ki garsonların sempatik davranmasını bile bu ülkede başörtülülere bir baskı uygulanmadığının delili yapıp çıkmışsın. Pes...

Yüz binlerce kadının binlerce gündür yaşadıkları sıkıntıyı tek bir güne sığdırıp böyle genellemelere varmak, kimse kusura bakmasın şaklabanlıktan başka bir şey değil.

Ayşe eğer sahiden empati kurmakla filan ilgileniyorsa, Reina önlerinde pazarlık yapmak gibi beyhude işlerle uğraşmayı bırakmalı, gerekirse birkaç ayı bu işe ayırmalı ve olayı yerinde tespit etmek üzere "kamusal alan"a sızmalı...

Sıkıyorsa bir üniversiteye girmeye çalışmalıydı Ayşe Arman, sıkıyorsa, bir iş başvurusunda bulunmalıydı. Üniversitelerin sosyal tesislerinde bir kola içmeye kalkışmalıydı, orduevlerine girmeyi denemeliydi. Bir yemin törenine girmeye yeltenmeli, bir mezuniyet törenine katılmalıydı:

Dahası, madem bu iş bu kadar sıkıntılı, kadınlar hangi inançla, hangi bilgiyle bu sıkıntıyı göze alıyorlar diyerek o anlayışın içinde derinleşmeyi denemeliydi. "Erkekler örttürüyor işte" deyip çıkmak kolay bir yol, ama bunun adına "empati kurmak" denmez, buna kolaya kaçan işgüzarlık denir. Gazetecilik refleksini tatmin etme adına lafügüzaf üretmek denir. İncittiğin binlerce kadın da cabası.
(Gazete Habertürk)




**************************************

10 Temmuz 2009 Cuma

kızgın ütü kokusu !

sabah işe geldim.
koridorun başındayım. etrafta bir koku.

Ben u kokuyu bir yerden biliyorum ama ne kokusu bu ne neee neeeeee?
derken....
buldum !
kızgın ütü kokusuuuuuuu !!!!!!

aslında biraz da kızmış lehim kokusuna benziyor, ama o daha keskin ve iç yakıcı (bu kokuyu duymayalı 10 yıldan fazla oldu. vaay be yıllar ne çabuk geçmiş.)

o da ne demeyin. Baya bildiğiniz ütünün kızgın halda iken sebep olduğu ve etrefa yaydığı koku işte.

Arkamdan 3 bayan geliyor. İster istemez duyuyorum konuşmalarını.
"Aaa ütümü kokuyoor"
"hhıııh bilmişim işte" diyorum.

Öğle arasında başka bir bölümden, bir alt katta çalışan arkadaşlarla yemekteyiz. Dönüşte
"bu kızgın ütü kokusu ne biliyormusunuz?" diyorum.
Biri diğerine dönüp "ben dememişmiydim size diyor" :)

Ama ne alaka?
Korktuk bir ara ama yangın filan çıkar diye.

şimdi gün bitti ve haftada...
son kez koridordan geçtim hala kızgın ütü kokuyoor.
nerden çıktı bu koku ya.
Ve nerden kafama takıldı.

Bu esrarengiz kokuyla bitirdik haftayı.
Miis kokular içinde başlarız pazartesi sağ olursak inşallah.
Yarın bir nikahımız var gidilecek ve mutlu olunacak.
Herkese mutlu mutlu hafta sonları..................
******************************

9 Temmuz 2009 Perşembe

bizde mi buraya taşınsak?







Como ter temiz ve bol oksijenli hafif serinlikteki havası, yem yeşil tabiatı, gölünün verdiği canlılık ve huzurla tamda yaşanası bir yer. İtalyada en sevdiğim yerler sıralamasında 2. sırayı alıyor.
(birincilik venedikte, ikince Floransaydı aslında ama bu postu yazmak için Comoyu bir kez daha gözden geçirince 2.liği hak ettiğini düşündüm.)








Alp dağlarının eteklerinde keşfedilmiş fakat hala tabi halini korumuş sessiz, sakin Como Gölü, lüks ve doğayla içiçe bir yer.


Como gölü 411 metre derinlikle dünyanın en derin göllerinden biri imiş.




Fiatın bir reklamında çıkıyordu Como.
Bu reklamı çekerken mi tanıdı burayı bilmiyorum ama George Clooneynin de burda evi pardon villası var. Comoyu görünce çoğu kişi gibi büyülenip, burada yerleşik hayata geçmiş demek ki.

İşte Hotel Villa d' este. 500 yıl önce yapılmış bu bina, uzun yıllar İngiliz kraliçelerine hizmet vermiş.
Şimdide otel olarak işletiliyormuş. (bu foto bana ait değil. sizin için araştırdım, buldum, koydum :P )
Donna Karan, Ralph Lauren, Mel Gibson, Sting, Madonna, Madonna, Victoria Beckham, Jennifer Lopez ve Beyonce gibi isimler de Comonun müdavimiymiş.
Bu ünlü arkadaşların çoğunlukla kaldıkları otelde buymuş. (merak eden varsa :P)

Ee milano moda merkezi olup, en ünlü modacılar milano da olunca ve Milono ile como 1 saat mesafede olunca Milanodaki modacılardan çıkan Milano gibi bir metropoldense gidip comoda kalıyordur.

Ben olsamda öyle yaparım. zaten de öyle yaptım :D (modacılara uğrama kısmı hariç :P )


Karşı tepelere ister (sıkıyorsa) trekking yaparak istersenizde Fenikule binerek (yüreğiniz dayanacaksa) çıkabiliyorsunuz seçim sizin :)
Ve sağda az belirsiz görünen uçaklarla göl üzerinde tur atabiliyorsunuz.
Bebekli bir aile olarak biz ikisinide tecrübe edemedik. Aslında uçak denenebilirdi belki ama oda çok pahalıydı.
aman o da kusur kalsın. Gördüklerim bana yettide arttı bile :DDD
.

Como gölünü fotoğraflara bakıp bu kadar sanmayın. Aslında büyük bir göl.
Y harfinin ters durduğunun düşünün. Como bu ters Y nin sol uçunda konumlanmış. Sağ ucunda Lecco var.


Ve birde çook temiz bir yer Como. Melesef aynı şeyi genel olarak İtalya için söyleyemeyeceğim.




A.Y. burada da ördeklerle tanıştı ve hatta gayette samimi oldu.

e'mek lerini bile paylaştı pamucağım ördeklerle. Ama zavallım bize uzatınca elinden gidip bir ısırık alıyor gibi yaptığımız için ördeklerinde uzattığı ekmekten gelip yemelerini bekledi durdu :)
O' nun yerine biz kopartıp verdik ördeklere ve beraberindeki evcilleşmiş güvercin ve serçe sürüsüne.
İki tane türk çocukla karşılaştık kıyıda. 5 yıldır burada yaşıyorlarmış. Çok Türk var burada dediler. Bizde hemen "acaba bizde mi taşınsak" diye ayran gönüllülük ettik :)


Otelimizin japanese ve eu bayrakları arasında kendi bayrağımızı görmekte ayrı bir güzellik oldu bize, gurbet ellerde :)

Buralara kadar gelip Garda gölünüde görmek vardı ama; dedim ya bebekli olunca, işler küçük beyin keyfine göre diye.
Bir sonraki varış yeri : Julietin evine misafiri olmak üzere Verona.....
.
.
*******************************

8 Temmuz 2009 Çarşamba

aşkta revizyon ! ??



Elif Şafak - Aşk

Elif Şafağa ait okuduğum ikinci kitap.

ilki Siyah Süttü. Ve beni ikiside ne kadar etkiledi ki; ikisinide buraya not düştüm.

Şems ile Rumi aşkını yazan A. Z. Zaharanın kitabını, Bostonlu Ellanın okuyuşunda canlandırmış.


200.000 satmış (nobel ödülü almış Orhan Pamuğun Yeni Hayat' ı 120.000 satmıştı.) bir kitabın içeriğinde övgümü bekleyen bir hal ve gerek yok.
.
Ben kurgusundan bahsetmek istedim.
.
Kitaptaki kitabı, romanın kahramanı gibi görünen ama kanımca romanın kahramanı olmayan Ella' nın, editör asistanının asistanı olarak okuması,
olayların, kitaptaki okuyucu Ellanın yüzyılı ile kitaptaki kitapta geçen Şems ve Ruminin yüzyılları arasında su gibi kopuntusuz gidip gelmesi,
sıkıntıların ve AŞK ların farklı zaman ve farklı mekanlarda ki aynılığı-farklı zamanda aynı anda yaşatılması....
.
gerçekten ince ince örülmüş çook hoş bir kitap.
.
Gelelim revizyona uğramış aşka.
.
Sıkı durun söylüyorum; şekilci erkekler pembe kitap okuyamıyormuş, elinde pembe kaplı bir kitapla otobüse binemiyor, insan içine çıkamıyormuş !!!!
.
gerçekten.
.
Yani bu kadar mı şekilci olunur. Duyduğumda ne alaka demekten kendimi alıkoyamadım.
Ve bu durum yayın evi Doğan Kitaba ve Elif Şafağ' a kadar gitmiş. Onlarda sonunda kitabın kül rengine çevirmişler.
.
Kül rengi yani gri; silik bir renk. Alın pembeden utanan silik beyler size silik renkli bir kitap. Göğsünüzün üstünde gere gere dolaştırın. nçç nççç nnçççç

.


İnsanlar kendilerini niye sınıflandırır ve dar kalıplara sokar hiç anlamam.

Gül gibi renk, gül rengi pembe.

Niye erkekler pembe giymesin ki. Kim demiş yakışmaz diye.

Gelin görün Öz.üme hemde nasıl yakışıyor.

Tabi güzele her şey yakışır o başka :PPPPP

A.Y. ye her renk aldık ne hoşumuza gittiyse. Pembede dahil.

Söylememe gerek var mı bilmem ama mavide bana yakışır Allah için :D

Tamam sulandımayacağım. Ama cidden bu renk ayrımını hiç anlayamadım gitti. Bir kere kim demiş, kim karar vermiş erkeğe şu renkler, kadaına şu renkler diye?

Yoksa bizim bilmediğimiz bir kurum mu varmış geçmişte kadın erkek kimyasını inceleyip renk skalası çıkartan ?

.

.

******************************

7 Temmuz 2009 Salı

geziye devam -Pisa-

Pisa Floransaya hemen hemen 1,5 saat mesafede şirin bir yer.
İtalyanın meşhur nerihler ve köprüler klasiği orada da karşımıza çıkıyor.
Floransadan sonra Arno nehri bu şehrinde ortasından geçmiş.



Su benim çooook sevdiğim ilahi bir madde.

En çok ne seviyorsun? deseler [ burada "ne" bir nesne ifade eder. sakın birileri kendileri ile mukayese etmesinler ;P ve hatta kendilerininde muhteviyatının 2/3 nin su olduğunu düşünürsek kendi üzerlerine bile alınabilirler ;)))) ]
kendimi bildim bileli SU derim.

İster akar, ister durgun halde hangi yerleşim yerine girse su oraya farklı bir canlılık veriyor.


Santa Maria Della Spina ( Gotik bir kilise. araç içinden bu kadar çekebildim. )
.
.


Adını bilmediğim Age of daki okçu kulesine benzettiğim kule.



Arabayı makul bir yere park ettikten sonra Mucizeler meydanına doğru yürürken Pisada bir sokak. karşıda Pisa kulesinin tepesi görünüyor.



Turistlere kiralanan 4 kişilik bisikletler. Eğlenceli olabilir ama uzun süre gitmek için biraz sıkışık ve yorucu görünüyor.



İşte faytonlardan bir yakın çekim. Pisa çok büyük değil. tüm şehri bu faytaonlarla ya da yukarıdaki arkadaşların yaptığı gibi 4 kişilik bisikletlerle, bisikletçinin verdiği harita ile dolaşabilirsiniz. Biz ikisinide yapmadık araba ile turlamayı daha ucuz, daha kısa bulduk.
Daha mı zevkli kısmına gelince faytonu tercih ederdik herhalde.




Pisa kulesi aşamalı olarak büyük oranda mermerden inşa edilmiş. Kentin en önemli meydanı olan Campo dei Miracoli (Mucizeler Meydanı )'de yer alıyor. 3. katın inşasından itibaren bir yana doğru eğilmeye başlamış. hatta bu eğim aksdan 5 metreye kadar varmış. bu eğilmenin durdurulması ile ilgili bir yarışma yapıldı diye hatırlıyorum. Eğim biraz düzeltilince tekrar ziyarete açılmış.
.
Biz içini gezemedik. Zira 30 ar kişilik guruplar halinde içeriye alınıyorsunuz. Biz saat öğlen 1 gibi oradaydık ve içini gezebilmek için bize verilen takribi zaman 4:30 du.
.
Pisada gecelemeyi düşünmediğimiz için beklemedik. Bir sonraki durağımız Comoydu. Orayada vakitlice varabilmek ve otel bulup yerleşebilmek istiyorduk.
.
Bebekli geziyi merak edenler;
.
Bebekli gezide gezi yerlerini ve saatlerini hep bebeğinizin keyfine göre ayarlamak durumundasınız.
.
Bebeksiz bir gezi olsa bu durum idare edilip beklenebilirdi. Ama bebek olunca her durağa varma zamanı ve kalma süreleri heasplı oluyor.
.
Birde A.Y.nin arbasında uyuyor olması, bize hemen "buyrun girin deseler" napağımızı düşündüren bir durumdu. O kadar katı elimizde bebek arabasıyla çıkamayacağımız gibi, seyahatimiz boyunca, kendisi istemedikçe, düzeninden taviz vermediğimiz A.Y. yi, kıyıp uyandırmakda hiç göze alabileceğimiz bir durum değildi.
.
Bu tarz durumlarıda hesaplamak gerekiyor.
Sessiz olunması gereken ortamlarda bebeğinizin uyanık ve sesler çıkartıyor olması gibi durumlarını ayarlamanız gerekiyor.
.
Bebeğinizin hangi saatte ne yiyeceği,
o yiyeceğin yanınızda mevcut olup olmadığı,
dışarıdan temin edilecekse, o saatde o yiyeceği temin edecek bir yer bulup bulamayacağınız da çok önemli başka bir durum.
(ilerde bahsedeceğim, Venedikteki meşhur Murano adasında oda sıcaklığında süt alabilmek için 1 saat market kapısında siesta saatinin bitmesini bekleyip sonra bir restaurante-cafede bulmamız gibi. Diğer büfe-cafe tarzı yerlerde buzdolabında idi ve ısıtma imkanı yoktu.)
.
.

Mucizeler Meydanında yer alan Pisa Katedrali (Duomo di Pisa) karşıda ve Vaftizhane (Baptisterio)solda. Burada görünmeyen Pisa kuleside mekan olarak sağ tarafta. Yukarıdaki resim, getirip bu resmin sağ yanına ekleyin. panoroma tamam :P



katedral ve Pisa kulesi





Uyanık olsa A.Y. yi şu çimlere bırakmak istemiştim.
Emekleyen dizleri ve sıralayan pamuk ayakları günlerdir yere değmemişti.
(Her ne kadar temiz olsalarda otelde A.Y. yi yere bırakamadık. zavallım sadece yatağın bir kenarından diğer kenarına emekladi durdu. Tabi biz de 3 kenarı açık bir yatakta emekleyen bir bebeğin peşinden aman düşecek diye perişan olduk :) )

Ve Pisaya ait bu son fotoğrafa dair paylaşmak istediğim şeyse;
.
bizdeki ergenekon destanında ki durumun (yanılıyorsam, tam ve doğru bilenler düzeltsin) yani kurtların insan yavrularını emzirip büyütmesi ve soyun devamının bu şekilde sağlanması varsayımının, İtalya ve Romanya da da ( Romanyada da buna benzer bir heykel var.) kabul edilmesi çok ilginç değil mi?
.
Aslı nedir acaba? bilen biri bana anlatsın.
.
(Pisadayken bilemiyordum ama aynı heykel Siena' da da karşımıza çıkacak.)
.
.
sonraki station Coma' da görüşmek üzere..............
.
.
.
******************************

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Yemin: son zamanlarda izlediğim en iyi psikolojik gerilim



Orijinal Adı : THE PLEDGE
Oyuncular : Jack Nicholson, AAron Eckhart
Yönetmen : Sean Penn

Jerry Black,başarılı ve aynı zamanda her olayı çözmekte zorlanmayan bir polistir. Jerry artık yaşlandığını düşünür. Arkadaşları da ona bir veda partisi yapar. Çünkü emekliliğine çok az zaman kalmıştır. Hatta arkadaşları ona hep hayallerini kurduğu yere gitmesi için uçak bileti bile almışlardır. Ancak emekliliğinin başlamasına çok az bir süre varken, Nevada dağında 8 yaşında küçük bir kızın vahşicesine öldürüldüğünü öğrenir ve hemen Nevada dağına gider. Kızlarının öldürüldüğünü söylemek Jerry'e düşer ve Jerry orada kızın annesine katili bulmak için bir söz verir ve olaylar burada bir bir çözülmeye başlar...

Epey zamandır kesintisiz film izleyemiyordum. Bu epey zaman A.Y. doğdu doğalı.
izlemek isteyip başına geçtiklerimde içerik itibari ile beni hayal kırıklığına uğratmıştı ve sonunu getirmemiştim.

Cumartesi TRT1 de yemin isimli sinemanın fragmanını görüp Öz.üme tembihlemiştim güzele benziyor izleyelim diye.
Sinemada ne zaman gösterildi hiç haberim yok. Hoş, olsada gidecek halim ve zamanım zaten yok :)
En son hamileyken gitmiştim sinemaya. Gitsek gideriz ama keyfi sebeblerle pamuğumdan ayrı kalmayı düşünemiyorum. Zaten günün büyük kısmında ayrıyız :(((
neyse işte dün akşam 9:30 da filmi unutmayarak izlemeye koyulduk. A.Y. de sağolsun sorun çıkartmadan uyudu. Uyku saatimiz 9:30 zaten. bende filmi kesintisiz denebilecek seviyede izledim :)
(bu arada ben izlemeyeli TRT de reklam sürelerini uzatıp, sayılarını artırmış bunada bozuldum)
Film süperdi diyebilirm. Bilindik gibi görünsede sonu çok güzeldi.(güzel derken mutlu son
sanmayın! senaryo açısından çok güzeldi)

son zamanlarda izlediğim en iyi psikolojik gerilimdi!

Katil bulunup yakalnıyor, yemin yerini buluyor gibi klasik değildi yani.
İlahi adalet yerini buldu o ayrı. Daha fazla söylemek istemiyorum belki izlemek isteyen olur diye.

Jack Nicholson yine yapmış yapacağını.

Ben korku filmlerini sevmem, pekde izlemem, izlediğimdede korkmam. Bu filmde de pek korkutucu birşey yok gibi görünsede nedendir bilmem beni ürküttü.

Tavsiye ediyorum. Ne izlesem diyen varsa.......


**************************************

3 Temmuz 2009 Cuma

Ve Floransa' dayız

İtalya yı anlatan bir sürü blog, yazı ve gezi rehberi var nette.

Genelde hepside gayet güzel anlatmış. Gitmeden önce okuduğum yazılar şimdi daha da anlaşılır geldi. Sizde detayları en başta wikipedia olmak üzere muhtelif kaynaklardan okuyabilirsiniz. (evet işin kolayına kaçıyorum. Bir kere gayet güzel anlatmış arkadaşlar. Gezen ayaklarına ve yazan ellerine sağlık. bende zaten bu aralar çok yazma havası yok. buralardan beraberce okuruz :D )


Yapmayacaklarınız: (benim naçizane fikirlerimdir. Herkes için geçerli olmayabilir. )


1- Turla gidip sıkılmayın ve boşuna para vermeyin. (dilinize ve yol-yön kabiliyetinize güveniyorsanız.)

2- Araç kiralayacaksanız ve bir de turizm sezonunda gidiyorsanız, araç kiralama işini gitmeden önce netten yapın.( yoksa bizim gibi, gps li ve bebek koltuklu araç bulma sıkıntısı yaşayabilirsiniz.)

3- Zaman ve / veya araç sıkıntınız yoksa sightseeing otobüsleri ile gezmeyin. (öğlenin 1 inde binip 2 saat sonra sıcaktan bayılmak üzere inince, otelin önünde kiraladığımız klimalı aracı düşününce ve verilen kulaklıktan sadece varılan yeri adı söylenince, verdiğimiz 20 şerden 40 € da düşününce, nasıl bir hata yaptığımızı anladık.)

4- Yapacağınız alışverişleri, hatıra hediye alışverişlerini gittiğiniz yerin en merkezinden yapmayın. ( merkezden uzaklaştıkça fiyat o oranda düşüyor. Biz bunu malesef alışveriş yaptıktan sonra fark ettik.)

5- Napoli bölgesinde ve İspanyol merdivenleri civarında çanta, cüzdan ve kıymetli eşyalarınıza sahip olun. Ve Napolide işportadan kesinlikle alışveriş etmeyin! (çok şükür ki bu konuda bir tecrübeniz olmadı. )

6- Günlerden haftasonu ve mevsimlerden bahar/yaz ise ve vaktinizi trafikte geçirmek istemiyorsanız portofino ve cenovaya, (kısaca sahil yoluna diyelim) girmeyin.

7- Çeşmeden su içmeme alışkanlığınızı sürdürmeyin.

8- Alkol kullanmıyorsanız risotto yemeyin, dondurmaların içinde likör var mı sorun.

9- Domuz eti yemiyorsanız Lazanyayı içindekileri sorgulamadan yemeyin.

10- Siesta saatlerini (12- 3 arası) aklınızdan çıkatmayın. Marketler ve benzinliklerde buna dahil. Bazı benzinliklerden self servis faydalanabilirsiniz. Bu saatlerde bir italyanı tel. ile dahi aramanın hakaret anlamına geldiğini bilin.

11- Yemeklerde seçtiğiniz mönüdeki fiyatlara, gittiğiniz restaurana göre, servis ücretinin eklenerek önünüze geleceğini unutmayın.


Yapacaklarınız:

1- Gezilecek yerler belli, şuraya buraya gidin dememe gerek yok.

2- Yenecek şeylerde belli. Bütçenize göre bir yer seçin işte.

3-Mümkünse otelinizi merkeze yakın yerden tutun. ( biz Roma ya iniş saatimiz gece olması ve doğru dürüst ing. Konuşan kimse bulamamamız sebebi ile kalmayı düşündüğümüz otele ulaşamadık. Gözümüze kestirdiğimiz başka bir otelde kaldık. Ve bu can sıkıcı gibi görünen bu durumun bizim için nasıl bir lutüf olduğunu gün ışıyıp, şehir turuna çıkınca fark ettik ki; otelimiz aşk çeşmesine ve İspanyol merdivenlerine yürüyerek 15” mesafede bir yerde imiş. Bebekli bir aile olarak bu bizim için süper oldu.)

4-Yürüyerek gezin. Bir yerde sıra için beklerken sıra kavramının fazla gelişmediğini, insanların hurra girdiğini bilin.

5- İtalyanları neden ve hangi açılardan Türklere benzettiklerini düşünüp üzülün.

6- Romanın çeşmeden akan buum buuuuuz gibi sularını kana kana için. Sokaklarda bol bol göreceğiniz çeşmelerden suluklarınızı doldurun.

7- Gidişiniz yaz mevsiminde ise Romada sıcak ve yüksek oranda neme, yukarılarda Como, garda civarlarında ise serin hava ve yağışa hazırlıklı olun. (doğrusu romadaki sıcağın ardından bu serin hava öyle güzel geliyor ki) Ne de olsa Alplerin güney eteklerinde olacaksınız.

8- Bol bol roma dondurması yiyerek serinleyin.

9- Burası da Akdeniz ülkesi sayılır mahsüllerimiz benzer diye düşünüp ve bol bol zeytin ağaçlarını görüpte kahvaltıda -bizde bir klasik olan- domates, zeytini görmeyi beklemeyin. (bizdeki gibi domates aşığı ve ara ara do do do diyekrize giren! bir küçük adama birlikteyseniz bu tür meyve sebze ihtiyacınızı supermarketto lardan giderin. (yaşı yetiyip reklamları anlıyor olsa şu dido reklamlarını gördü duyduda ordan kaptı diyicem. reklamlardaki kesintisiz do do do diye sayıklayanlardan farkı yok :) )

10- Çeşit çeşit peynirlerin tadına bakın ve bilhassa bol bol parmesan peyniri yiyin.

11- Gardaya giderseniz lavarello balığı yiyin. (biz yiyemedik, bari siz yiyin)

12- Comoda Alplere bu kadar yaklaşmanın tertemiz havanın ve yemyeşil doğanın keyfini çıkartın.Yüksek orandaki oksijeni derin derin içinize çekin.


Ve işte sırdaki durağımız

Floransa :




Aynı zamanda bu A.Y. ile uzun süreli ilk araba seyahatimizdi. İstanbul içinde kısa mesafelerde bile rahat durmayan pamuğu, en uzun 3 saat sürmesini planladığımız yolculuklarda, sakin tutabilmenin yollarını düşünüp yola çıkmıştık. En sevdiği oyuncaklardan yanımıza aldık ve iki tanede yeni kitap. bazen zor anlar yaşasakta yeni kitaplar epey işe yaradı. hatta şehir içi gezilerde bile kitaplardan birisi bizimla gezdi :)

Benim -bizim- en sevdiğim yerlerden biri oldu Floransa.

Bu sefer biraz daha şehir dışında bir otele yerleştik. Şehrin merkezinde arabayı park edip (ve hatta park ettiğimiz yeri unutmamak için oranında fotosunu çekip :) )
daldık sokaklara................................

Yol konusunda bizi en zorlayan şey tek yön yollar oldu. Varmak istediğimz yere bazen geçtiğimiz yerden bir kaç tur atarak vardığımız oldu. Bazende aşırı dar yani tek araçlık ve çift yön! yollara girdik ve hatta sadece yola girmedik Öz. ile bu yola girme fikrini ortaya atan bendeniz de birbirimize girdik :))


bu arada, bahsettiğim tek araçlık çift yön yollar bu dar sokaklar değil. Bu sokak onların yanında epey geniş !!!! Karşıdan araba gelirsenin stresinden onları çekmeyi akıl edemedim.


A.Y. henüz yürüyemediği için bebek arabasında oturmakla ilgi fazla problem yaşatmadı bize. Zaman zaman haklı olarak sıkılıp kucağımıza geldi.

biraz daha büyümüş olsaydı bu atlı karıncayada bindirirdik dedik.

Meydanda bu atlarla karşılaştık. biz gördüğümüzde atları götürmek için arkada görünen siyah araca bindirmek üzere idiler. Bu atların ne olduğunu ne için geldiğini öğrenemeden gittiler.

A.Y. nin incelemesi için güzel bir fırsat oldu.


A.Y. bol bol hayvan gördü hemde çoğunu epey yakından. Kuşlar, köpekler, atlar (bu atlardan başka foytonların atları) ve hatta sinekler.

En fazla kuşlar.

Ist.da aaa bak oğlum kuş kuş kuş diyorduk. Hemen ellerinin iki yanında sallıyordu kanatlarını taklit ederek. O kadar çok evcilleşmiş güvercin vardı ki her yerde, neredeyse biz sakınmasak verdiğimiz kırıntıları, yemleri elimizden yiyeceklerdi.

Döndükten sonra fark ettim ki A.Y. nin kuşlar üzerindeki ilgisi azalmış. çok görmekten olsa gerek


Santa Maria del Fiore Katedrali. daha çok "Duomo" adıyla biliniyor.



Bu katedralin kubbesi çok büyük bir mimarlık harikası ve Floransa resimlerinde her zaman ön planda görünen yapı işte bu. (tabi burda kubbe tam görünmüyor. bu mesafeden çekebildiğim en iyi foto bu. görsellerden daha güzellerini bulup bakabilirsiniz.)


Piazza della Signoria (Signoria Meydanı). Bu meydanın ortasında Neptün Çeşmesi var. Neptün Havuzunun ortasında mermerden yapılmış Neptün'ün heykeli yer alıyor.

Leonardo da Vinci ve Michelangelo bu şehirde yetişmiş dünyaca ünlü sanatçılarmış. Ve birde ünlü yazar ve şair Dante Alighieri bu şehirde yaşamış ve ilham almış.

Ayrıca aynı meydanda Michelangelo'nun ünlü heykeli David'in bir kopyası bulunuyor (aslı Accademia müzesinde koruma halinde imiş.)


Sokak aralarında sıkça güzel dinletilere rastıyoruz.

Bu arada Guccinin merkezide Floransada.

Sokak aralarında anlamsızca sağa sola koşuşturan insanları Duamo önünde ki bu manzarayı görünce anlıyoruz.
Meğer o gün geleneksel halk koşusu varmış. Çoluk çocuk genç ihtiyar bir sürü kişi simgeselde olsa koştu. Hatta bazı bebekler babalarının omuzlarından kendilerine ayrıca verilmiş göğüs numarası ile katılmışı :)


İşte yol kenarında mahsur kaldığımız yerden bir foto.
Bir ara koşu bitene kadar yolun bu tarafında mahsur kalacağımızı sanıp baya telaşlanmıştım.
Koşucuları her ne kadar takdir etsemde, sınırlı zamanımı bu koşuyu izleyerek geçirmek istemiyeceğim aşikar.
Meğer bizim gibi bir fırsat bulup karşıya geçmek için fırsat kollayan epey kişi varmış. işte öyle bir fırsat doğduğunda da resmen yolun bir tarafından diğer tarafına bir koşu başladı :))))
Herhalde A.Y. nin arabasını bu kadar hızlı hiç sürmemişizdir, bir daha da süreceğimizi sanmam :)
Bize de güzel bir anı oldu.

Ponte Vecchio (Eski Köprü).

Arno Irmağı üzerinde kurulmuş bu köprü, köprüler şehri Floransa'nın II. Dünya Savaşı'ndan zarar almadan tek çıkan köprüsüymüş.


Ponte Vecchio- içerden bir kesit. Bu köprü üzerinde çok güzel ve orjinal kuyumcular varmış. Ama göremedik. (akşam olduğu için dükkanlar kapalıydı.)



******************************

30 Haziran 2009 Salı

yiyip içtiğimiz bizim, gezip gördüğümüz sizin olsun :D

Güzel bir seyahati arkamızda bıraktık.

Herşey çok şükür yolunda gitti. İki geceden fazla aynı yerde yatmamanın ve sürekli gezer halde olamanın yorgunluğu, yeni yerler keşfetmiş olmanın zevki, ne zamandır kafamdaki bir şeyi yerine getirmenin başarısı, orada geçirdiğimiz günler boyunca iş yerini, işleri Istanbulu hii ii hiiiiiiç hatırlamamanın hafifliği ile ve ve en önemlisi en sevdiklerimle 24 saat birlikte dolu dolu günler geçirmenin hazzı ile ve birde malesef dudağımda, pekte küçük sayılmayacak, bir uçuk ile sağsalimen döndük evimize.
Hamd olsun aklımızda kalanlar hep güzel şeyler.

1 yaş 1 ay 1 haftalık bir küçük insanla olabileceğin en iyisiydi diye tarif edebilirim kısaca.
Elhamdülillah.

Küçük adamımız orada 3 diş birden çıkarttı :)

İkisi azı diş, birisi alt ortanın solu. bu dişlere çıkış yerlerine göre verdiğimiz isimlerse şöyle;

sağ alt azı : Roma
sol alt azı : floransa
sol alt ortanın yanı : venedik
birde dönüşte sağ üst azı baş gösterdi. Takribi onada Siena diyelim.

:D

Sürekli gezme halinde olduğu için pamuğumda pek anlamadı diş çıkarttığını. İyi oldu.
ama iştahı kesildi. Bu durumda hali ile babasını ve beni epey yordu.

kısmet olursa sonraki gezilerimiz için baya tecrübe edindik.

Yiyip içtiklerimiz bizim oldu ;





mantarlı pizza




Galeteria ( İşte en orjinalinden Roma domdurması ; Nefisti )



gezip gördüklerimizde buyrun sizin olsun .....

:)

İşte Roma dan manzaralar ;

Fontana di trevi (Aşk çeşmesi)

(Türkçe çevirisi "trevi çeşmesi" oluyormuş aslında. Trevi soyisimli ailenin evinin yan duvarına yaptırdığı şaheser çeşme. Biz bunu nasıl olduda aşk çeşmesi ! diye çevirdik bilemiyorum. )



Aşk çeşmesi -akşam kalabalığı-

(Kalabalığa hak veriyorum. Zira gündüz hem çok sıcaktı, hemde gece ışıklandırmalı hali çok daha güzel.)


colosseum


Vatikan





Spagna (İspanyol merdivenleri)

(Adını tepesindeki İspanya Büyükelçiliğinden almış.)



Spagna (İspanyol merdivenleri) -yukarıdan-


(tam karşıda gördünen dar sokak da Via Condotti-Condotti caddesi-. Şu C.Dior, Gucci, Louis Vuitton, Bulgari gibi lüks dükkanların bulunduğu cadde)



Sonra ki durağımız Floransa..........



***********************************