bilgilenelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilgilenelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2009 Cumartesi

kapruz görünümlü domates?

İşte bu da yüksek likopenli domatesmiş. Likopen besinlerde hazır olarak bulunuyor. Bu domateslere dışardan ilave edilmiş.
Ama nasıl?
Tam da her yerde GDO korkusu almış başını gitmişken insanın aklına ilk gelen yoksa bunlarda mı? sorusu oluyor haliyle.
GDOrganizma dediklerinden olamamasını diliyorum. Çünkü hepsini yemeyi düşünüyorum :PPP
Domatesin içinde zaten likopen var. Ve hatta likopenin %85’i domates ve domates ürünlerinde.
Ne olduklarını anlamadan önce Öz.üme diyorum ki "aaaa yoksa bunların genlerini karpuzlamı karıştırmışlar, yoksa domateslere karpuz mu aşılamışlar, veya karpuzlara domates? :P
Çünkü bunlar birer minyatür karpuz görünümlü domates :)
Domates salçası, ketçap, domates suyu likopence zenginler.
Vücudumuz likopeni en çok işlenmiş domatesten (salça, ketçap....) absorve etmektedir. Daha kolaycası pişirilmiş domatesten.
Yani domatesi sabahları çiğ yemek yerine menemen yapmak yada salçalı kahvaltılık soslar yaparak tüketmek daha faydalı ;)

.
Tadı mı?
ımmm hepsi böylemi bileniyorum ama bizimkiler epeyce kalın kabukluydu. Veee tadı güzel denebilir ancak elbetteki mis kokulu köy domatesi tadında değildi.
Karpuzda, bazı tropikal meyvelerde, kırmızı greyfurtta bulunuyormuş.
*******************************
Bilgilenelim :

Likopen

Likopen sebze ve meyvelerde doğal alarak bulunan karoten familyasına ait bir pigmenttir. Bir çok araştırma göstermiştir ki likopen prostat kanseri, sindirim sistemi, göğüs kanseri, akciğer kanseri ve yaşlılıktan dolayı oluşan kalp dejenerasyonunu aktif olarak engelleyebilir.

Kanseri önler mi?

Kanser riski bir çok nedenlere bağlıdır. Beslenme önemli olanlarından biridir. Uzun bir zamandan beri, taze besin ve işlenmiş meyve ve sebze yemek sağlıklı beslenme olarak kabul edilmektedir. Domates ve domates ürünleri likopen içeriği olarak zengindir. Likopenin vucutta anti-oxidant olarak görev yapmaktadır. Şu anda herhangi bir yiyeceğin kanseri önleyeceği sonucuna varmak çok erken ise de, araştırmalar umut vericidir.

Nasıl çalışır?

Likopen vucut tarafından absorve edilen bir anti-oxidant’tır ve zarar görmüş hücreleri onarmaya yardımcı olur. Anti-oxidant’lar kansere sebebiyet verebilecek DNA oxidasyonuyla savaşan bir bileşimdir. Kandaki likopen miktarı arttıkça, okside edilmiş bileşikler azalır.

kaynak :www.lycopene.org

*************************************

2 Ekim 2009 Cuma

hayatında ki ilk eskittiği ayakkabıları ! işte buna sevindim :)


İşte A.Y. nin ilk ayakkabıları bunlardı......................

Şimdi oldular ---> ilk eski ayakkabıları :D


"21 numara, Perlina - yazlık model"


A.Y. yaz boyu bu minik pabuçların üzerindeydi :)
Ayağında eskisin, üzerinde eskisin derler ya çok şükür tamda öyle oldu. Bir eşyayı eskittiğimize bu kadar sevineceğim hiç aklıma gelmezdi.

Çok sevindim çünkü,


ayakkabılarının eskimesi demek;


pamuk şekerimizin yürümesi demekti, buna sevindim,


biraz daha büyümesi demekti, buna sevindim,


büyüdüğünü gözle görebilmemiz demekti, buna sevindim,


yenisinin alınması demekti, buna da sevindim :P


A.Y. nin en kolay çıkarttığı ayakkabısıydı bunlar. Olduk olmadık yerde çıkartıyordu. Bebek arabasında otururken sürekli ayakkabılarını kontrol etmek zorundaydım, genelde çoraplarınıda bu ayakkabılarınıda yerlerden topluyordum. Diğerler ayakkabıları bağcıklı, onları çıkartamıyor. Yerlerden ayakkabı toplamaktan kurtuldum demekti, buna sevindim :D



Ayağından çıkartmakla kalmıyor, cırtcırtlarının kenarını diş kaşıma aracı olarak kullanıyordu. Son zamanlarda bende de alışılmışlık yapmıştı, birinde engel olsam birinde kendini rahatlatmasına -mikrop kapma ihtimaline rağmen- izin veriyordum :P (Aldığımız hiç bir diş kaşıyıcı bunu yapamadı malesef, diş kaşıyıcı üreten firmalar ürünleri tekrar değerlendirsin bence. Ürünleri bir ayakkabı cırt cırtı kadar olamadı :P ) Bu durumdan kurtulmuş olduk, buna da sevindim :D

Ama ben kıyamam ki bu minik pabuçlara......


Küçük adamlıktan büyük adamlığa geçtiğinde, kendine vermek üzere her eşyasından ilklerini sakladığım kutusuna gidecek şimdi bu bıdık ayakkabılarda...........


Bilgilnelim

*******************************


Bebekler için ayakkabı seçimi

Yaşamın ilk yılında ayaklar oldukça hızlı büyür. Erişkin ayakbüyüklüğünün yaklaşık yarısına ulaşır. Bu yüzden ilk yıl, ayakların sağlıklı gelişimi için son derece önemlidir.

İnsan ayağı oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir, 26 kemikten oluşur. Bebeklerin ayakları daha yumuşak ve esnek olduğu için anormal basılar deformitelere sebep olabilir. Bu nedenle bebeklerde ayakkabı seçerken çok dikkatli olmak gerekir.
Sıkkı ayakkabılar bebeğin ayaklarının normal gelişimini önleyebileceğinden, rahat ayakkabılar giydirilmeli. Bir çift ayakkabı en fazla 3-4 ay giydirilmelidir.


Ayakkabı alırken dikkat edilmesi gerekenler:

Ayakkabının ön kısmı yumuşak ve esnek olmalıdır.

Topuk kısmı daha sert, topuğu tutacak şekilde olmalıdır.

Bebeklerde 3 yaşına kadar bileğe kadar uzanan tipte ayakkabı giydirilmelidir.

Bebek ayakkabısı için şeklin yanı sıra yapıldığı madde de çok önemlidir. Deri veya kanvas en iyi materyaldir. Sentetik ne plastik ayakkabılardan uzak durulmalıdır.

Ayakkanın tabanı 1 cm’yi geçmemeli, kaymamalı ve sert olmamalıdır.

Topuğun yüksekliği 5-7 mm olmalıdır.

Ayakkabının içi elle kontrol edilmeli, ayağı rahatsız edecek dikiş çıkıntılar olmamalıdır.

kaynak

********************************

.

.


*******************************

24 Eylül 2009 Perşembe

bıldırcın yumurtası


A.Y. 16. ayını bitirdi. Geçenlerde bıldırcın yumurtası aldık. Aynen normal yumurta gibi kaynatarak kahvaltıda yedirdik. Sonradan aklıma daha farklı bir yöntemle yedirilebilir mi ? diye bir soru geldi ve netten biraz araştırdım karşıma hep aynı haber çıktı diyebilirim.
Faydası zaten tartışılmaz. Çoğu yerde bir bardağa çiğken kırılıp bir kaşık balla karıştırılıp üzeri sütle tamamlanarak içilmesinin astım, bronşit ve bilhassa öksürüğe iyi geleceği yazılıydı. Ama çiğ hali içinde olası mikroplar açısından bana pek güven verici ve uygulanabilir gelmedi açıkcası.
Ve sonrada beyazının çiğ tüketilmesinin vücuttaki B vitaminini etkisizleştirdiğini okudum.
Şu an rafadan halde kahvaltıda yedirmeye devam etmeyi düşünüyorum.
Çoğu kişi kaçıncı aydan itibaren verilmeli diye sormuş fakat sorular hep cevapsız kalmış. Tabiki normal yumurtaya başlama ayından önce buda olmaz ama sonrası ?

Dediğim gibi biz 16. ayda başladık. Şu ana kadar alerji yapmadı. Temkinli olarak bu şekilde devam edeceğim.
Bilgilenelim:
****************************************
Bıldırcın yumurtasının faydaları ve yenilme şekli:


Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Bahtiyarca, hayvansal proteinlerin, verdikleri yüksek enerjinin yanı sıra çocuklardaki bedensel gelişimin sağlıklı olarak gerçekleşmesine yardımcı olduğunu belirtti.


Hayvansal kaynaklı proteinlerin başında kanatlı kümes hayvanlarının yumurtalarının geldiğini ifade eden Bahtiyarca, bu yumurtaların da ait olduğu hayvanın genetik yapıları nedeniyle çeşitlilik gösterdiğini anlattı.


Bıldırcın yumurtasının içeriğindeki besleyici maddelerin yoğunluğu nedeniyle yaygın olarak tüketilen tavuk yumurtasından farklı olduğunu belirten Bahtiyarca, şunları kaydetti:
“Diğer yumurtalardan daha fazla, proteinlerin yapı taşı olan aminoasit içeren bıldırcın yumurtası, özellikle çocukların bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi ise enerjisini daha çok fiziksel büyümeye harcayan çocuklarda, hastalığa neden olan mikropların etkisini azaltmaktadır. Grip, bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocukların, bıldırcın yumurtası yedikten sonra hastalıklardan çok daha kısa sürede kurtulduğu gözlenmektedir. Bıldırcın yumurtasının bu hastalıklara iyi gelmesiyle ilgili, bilimsel kitaplara girmiş deneysel bir veri olmamasına karşın, bize, (çocuğuma bıldırcın yumurtası yedirebilir miyim?) diye soran kişilere, bıldırcın yumurtasını tavsiye ediyoruz.
Sonuçta, bıldırcın yumurtası, çocukların bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı olan bir protein deposudur.”
PROTEİN AÇIĞINA KARŞI BILDIRCIN YUMURTASI
Ülkemizde hayvansal protein tüketiminin gelişmiş ülkelere göre düşük seviyede kaldığını vurgulayan Bahtiyarca, bu açığın kapatılmasında, son yıllarda eskiye oranla daha rahat bulunabilen bıldırcın yumurtasının etkili olabileceğini söyledi.
Bahtiyarca, bıldırcın yumurtasının çocuklar tarafından en doğru tüketilme biçiminin, rafadan yenmesi olduğunu belirterek, “Çünkü yumurtanın rafadan olması, vücudun proteinleri en kolay ve etkili şekilde almasını sağlar. Bıldırcın yumurtasının sarısı pişirilmeden de çocuklara içirilebilir.
Ancak, özel bir protein içeren yumurta akı, vücuttaki B vitaminlerini etkisizleştirme olasılığına karşı, çiğ olarak verilmemelidir” diye konuştu.



Kaynak: ntvmsnbc. com
************************************
.
.
*****************************

27 Temmuz 2009 Pazartesi

.... ve Venedikteyiz - Bölüm 1-


Venedik - Venezia- , İtalya nın Kuzeydoğusunda Adriyatik denizi kıyısında ki ada şehir.
Karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanmış. İşte o köprü üzerindeyiz.



Gezimiz boyunca tüm otellerimizi yerinde bulup, görüp kiraladık. İşte Venedik te bu şekilde bulduğumuz ilk otelimiz.
( Sadece Roma da rezarvasyonumuz vardı. Vize için. Roma ya varınca hoşumuza giden bir hotel bulduk. )
Böyle yapmanın iyi yanı da, kötü yanı da mevcut.
İyi yanı ;
  • daha önce gitmediğiniz bir yerse, otelin konumunu (her ne kadar internet sitelerinde krokiyle anlatılsa da) istediğiniz gibi seçip, yanılgıya düşmüyorsunuz.
  • Otelin konforu imkanları (her ne kadar yıldızı size bir fikir versede ) süpriz olmuyor.

Kötü yanı ;

  • Fiyatı rezarvasyonlu haline göre daha pahalı oluyor.
  • Yer bulamama ya da istediğiniz kadar kalamama ihtimaliniz var.


Biz bunların tamamını bizzat tecrübe ettik. Hatta Venedikte ki günlerimizi iki ayrı otelde tamamladık. Ama tevafuk ki ikinci otelimiz ilkinden çok daha güzeldi. İkinci oteli ilk otel görevlileri bizim için ayarladı.( ne nezaket ama ) Ve ilk otele çok yakındı. Bizim için yorgunluk değil keyif oldu :)

Şu şezlogta uzanıp bir foto çektirmek isterdim ama hava müsade etmedi :) Evet hava tam benim havamdı; bulutlu ve hafif yağmurlu.

uffff romantizm doruklardayıdık anlayacağınız :PPPPP



Tabi bu romantizme pamuk şekerimizide dahil etmeyi unutmadınız değil miiiii ?
:D
oyyyyy romantizm bile O' nsuz olurmuuu hiiiç ??? kuzum beniiiim.
Biz romantik takıla duralım O afacanlıklarına devam etsin. Yerden topladığımız çorapların haddi hesabı yoktu. İşte bu da A.Y.yi işbaşında yakaladığımız bir an.




Birçokları gibi bizim de ilk gezi durağımız Murano - Burano - Torcello adalarından ilki olan Murano adasıydı.



Adalara Vapuretto ile gittik.

Yaklaşık bir saat süren bir yolculuktan sonra murano adasındayız.
.
.
.
Murano Lagona'daki küçük şirin bir köy adası. Ana caddesinde bir kanal ve kanalın iki yakasında yan yana sıralanmış Rönesans evlerinin bulunuyor.


.
Murano, 1300 yılından beri önemli bir cam-üretim merkezi.
Adada izlemeye açılmış hatta uygulama yaptıran birçok cam atölyesi var. Camın ortaya çıkış hikayesini izleme-dinleme ve isterseniz uygulama ücretli. Camın satışından başka bu olaydan da epey para kazanıyorlar.
.
Yukarıda gördüğünüz yer de bir cam atölyesi. Ve gördüğünüz amcada bir cam ustası. Fotoğrata görünmeyen bir de çırağı var. Çırak camı şekil vermeye hazır hale getirip ustanın ellerine teslim ediyor. Ustada kah ezip çevirerek kah üfleyerek neler yapıyor neler.......
.

********************************

Bilgilenelim :
.
CAM
Kullandığımız camlar, yapay camlardır. Cam, yeryüzünde doğal olarak da bulunmaktadır. Doğal cam, obsidyen olarak bilinmektedir. Doğadaki camın varlığı insanlara yol göstermiştir.
Cam, maddenin katı ile sıvı arasındaki özgün bir halidir.
.
Cam yapımının ilk basamağı doğru maddelerin uygun oranda bir araya getirilmesidir. Günlük hayatımızda karşımıza çıkan ve camın hammaddesini oluşturan maddeler;kum, soda ve kireçtir.
.
cam yapımı 4 aşamalı bir işlem.
.
• Ana Maddelerin Hazırlanması
• Eritme
• Biçimlendirme
• Tavlama
.
Ana madde; kum + soda + kireç
Kum cam yapımında ana malzemedir. (aslında ana madde silisyum. Silisyum en çok deniz kumunda bulunduğu için ve kolaylıkla temin edilebildiği için kum kullanılıyor.) Soda, düşük sıcaklıkta akıcı hale gelmesini sağlar. Kireçse, kimyasal etkilere dayanıklılığını artırır.
.
Bir araya getirilen bu maddeler 15000 derece C ’deki fırınlarda eritme işlemine tabi tutulur.
( yukarıdaki resimde sağda görülen ocak )
.
İşte ustamızın yaptığı iş.
Şekil vermede değişik teknikler varsa da asıl iş ustanın becerisi, hayal gücü yani sanatçı yanında.
.
Tavlama ile cam soğurken oluşan iç gerilmeler yok edilir. Tepeden ısıtılan sürekli bir kanal içinde camı yeniden ısıtarak iç gerilmelerin giderilmesi sağlanıncaya kadar bekletilir ve daha sonra yavaş yavaş soğutulur.
( yukarıdaki resimde karşıdaki ocak )
.
***********************************
.
İşte camımız hazır.
Mağazayı gezmek de yapımını izlemek kadar ilginç. İnsanın hepsini alası geliyor içinden.
.


.
Ben bu gül ağacı şeklindeki abajura bittim. Aklınıza gelebilecek hatta gelmeyecek herşeyi yapmışlar camdan.
Buradan tekrar vapurettoya binip Burano ya geçiyoruz.
.

.

Burano danteli ve farklı renklere boyanmış evleri ile meşhur rengarenk balıkçı köy adası. (ahhh aaahhhh biz kendimizi yeterince tanıtamıyoruz. Bizdeki dantelleri görseler...... En sıradanımızın sandığından bile 5 tane Burano çıkar. :P )

.

.

Dantel ören kadınlar, sokaklara bakan evlerinin önünde oturarak bugün bile dantellerini örüyorlarmış ama ben kimsecikleri görmedim :)

.
.

.
Ama rengarek evler kimisinin boya zamanı gelsede çok hoş değil mi?
.
.



Bu adalar çoğunlukla turizmden para kazanıyor. Herkes -heryer turist.
.
.


.
Torcello bu ada köyü, bir zamanlar piskoposun ikamet ettiği önemli bir kasabaymış.
.
.

Yeşillikler içersinde küçük sakin bir ada köy.
.
.



.
Bizde evlerin yanında otopark vardırya, aynen onun gibi buradada evlerini yanına otopark yerine teknepark yapmışlar. Bizde herkesin arabası olması misüllü Venediklilerinde motorlu sandalları var herhalde :)
.
.

.
11. yüzyıldan kalma heykeller......
.
.









.
Piazza, 11. yüzyılda Romanesk tarzında ve sekizgen planda inşa edilmiş Santa Fosca Kilisesi, 11. yüzyıl güzel mozaik döşemelerin ve Korint tarzı yunan mermer sutunların üzerine yerleştirilen harikulade kemerlerin bulunduğu 9.-11. yüzyıl Katedrali'dir.
Burayı ziyarete gelen bazı dindar hristiyan bayanların içeri girerken başlarını örtmeleri dikkatimi çekti.
.
.

.Ve usul usul yağan yağmur gibi Torcello yu usulca geride bırakıyoruz.................
.
.
.
***************************

30 Haziran 2009 Salı

yiyip içtiğimiz bizim, gezip gördüğümüz sizin olsun :D

Güzel bir seyahati arkamızda bıraktık.

Herşey çok şükür yolunda gitti. İki geceden fazla aynı yerde yatmamanın ve sürekli gezer halde olamanın yorgunluğu, yeni yerler keşfetmiş olmanın zevki, ne zamandır kafamdaki bir şeyi yerine getirmenin başarısı, orada geçirdiğimiz günler boyunca iş yerini, işleri Istanbulu hii ii hiiiiiiç hatırlamamanın hafifliği ile ve ve en önemlisi en sevdiklerimle 24 saat birlikte dolu dolu günler geçirmenin hazzı ile ve birde malesef dudağımda, pekte küçük sayılmayacak, bir uçuk ile sağsalimen döndük evimize.
Hamd olsun aklımızda kalanlar hep güzel şeyler.

1 yaş 1 ay 1 haftalık bir küçük insanla olabileceğin en iyisiydi diye tarif edebilirim kısaca.
Elhamdülillah.

Küçük adamımız orada 3 diş birden çıkarttı :)

İkisi azı diş, birisi alt ortanın solu. bu dişlere çıkış yerlerine göre verdiğimiz isimlerse şöyle;

sağ alt azı : Roma
sol alt azı : floransa
sol alt ortanın yanı : venedik
birde dönüşte sağ üst azı baş gösterdi. Takribi onada Siena diyelim.

:D

Sürekli gezme halinde olduğu için pamuğumda pek anlamadı diş çıkarttığını. İyi oldu.
ama iştahı kesildi. Bu durumda hali ile babasını ve beni epey yordu.

kısmet olursa sonraki gezilerimiz için baya tecrübe edindik.

Yiyip içtiklerimiz bizim oldu ;





mantarlı pizza




Galeteria ( İşte en orjinalinden Roma domdurması ; Nefisti )



gezip gördüklerimizde buyrun sizin olsun .....

:)

İşte Roma dan manzaralar ;

Fontana di trevi (Aşk çeşmesi)

(Türkçe çevirisi "trevi çeşmesi" oluyormuş aslında. Trevi soyisimli ailenin evinin yan duvarına yaptırdığı şaheser çeşme. Biz bunu nasıl olduda aşk çeşmesi ! diye çevirdik bilemiyorum. )



Aşk çeşmesi -akşam kalabalığı-

(Kalabalığa hak veriyorum. Zira gündüz hem çok sıcaktı, hemde gece ışıklandırmalı hali çok daha güzel.)


colosseum


Vatikan





Spagna (İspanyol merdivenleri)

(Adını tepesindeki İspanya Büyükelçiliğinden almış.)



Spagna (İspanyol merdivenleri) -yukarıdan-


(tam karşıda gördünen dar sokak da Via Condotti-Condotti caddesi-. Şu C.Dior, Gucci, Louis Vuitton, Bulgari gibi lüks dükkanların bulunduğu cadde)



Sonra ki durağımız Floransa..........



***********************************

26 Mayıs 2009 Salı

mutluluk dediğin



Mutluluğun formülü 40 ayette saklı diye gelmiş bir mail.

Bakalım nelerle mutlu olabilirmişiz.....



İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-I İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana 'off' bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını Kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme


*************************

25 Mayıs 2009 Pazartesi

idrar yolu enfeksiyonu


(Bu yazı geçen haftaya aittir.)

Cuma gece saat sabaha karşı pamuk şekeri olmuş ateş topu.

Hemen babayı kaldırdık.

Soğutma çalışmalarına ilk iş fitille başladık.

Müsebbibi yine diş sandık.

Ertesi gün oldu hala ateş gelgit halinde. Dr.umuzu aradık.

Burun akıntısı?

Yok.

Öksürük, aksırık?

Yok.

Sonuç:

“ 1- İdara yolu effeksiyonu olabilir.
2- 6. hastalık olabilir.
Siz iki –üç gün bekleyin. Geçmezse gelin.”

cevabını aldık. (Zaten bu dr.a başlamadan önce söylemişlerdi çok rahat biri, hemen ilaç, antibiyotik vermez diye.)

Eeee biz iki pipirik bekleyebilirmiyiz iki-üç gün ! Pirik dediğime bakmayın. ateş düşmüyordu bir türlü. Daha doğrusu düşüyor, bir süre sonra tekrar çıkıyordu.

Tabi soluğu acilde aldık.

Muayene edildi ve hemen idrar tahlili verildi. (şimdi verildi diyorum ama o kadar kolay vermedik çişimizi :)

Şu idrar toplama torbalarından 3 tane ziyan ettik bir kere. Ve neredeyse 2 saat bekledik ama yok. Erkek bebekler için aslında çok pratik bir alet, tam benlik yani ama bezini açar açmaz ortalığı sulayan pamuk şekeri sanki o değil. Ateşinden olsa gerek, o kadarda çok su içtiki canım benim. Neyse baktık olmuyor eve gidelim evde yapınca yarım saat içinde babamız ulaştırsın diye eve geldik. Daha girer girmez koyverdi bizim ki.

Çook kıymetli çişimizi titizlikle götürdü babamız.

Ve sonucun İdrar yolu enfeksiyonu olduğunu öğrendik. :(


************************


Bilgilenelim :

İdrar yolu enfeksiyonu:

En sık nedeni, barsaktaki bakterilerin idrar yoluna bulaşarak yukarı doğru yol almalarıdır.

Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, belirtileri anlamak da o kadar güç olur. Küçük bebeklerde, huzursuzluk, ateş, kilo alamama, kusma, idrarda değişik renk veya koku görülebilir. Daha büyük çocuklar ise; karın ağrısı, sık ve az idrar yapma, idrarda yanma, kanlı idrar, ateş, idrar kaçırma gibi şikayetlerle karşımıza gelebilirler.

Ateş çok yüksekse, kusma, yan ağrısı varsa piyelonefrit ( böbrek iltihabı ) düşündürür. Böbreklerin zarar görmemesi için tedaviye hızla başlanması gerekir.

Bu yakınmalarla doktora başvurduğunuzda, tanı koymak için çocuktan idrar tetkiki ve idrar kültürü istenecek, kültürde saptanan mikrobun hangi antibiyotiğe hassas olduğu antibiyogram ile saptanacaktır. Uygun antibiyotik tedavisi ile çabuk sonuç alınacak, çocuk 1-2 gün içinde rahatlayacaktır.

İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda, idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçışının ( reflü ) olup olmadığını saptayacak özel grafilerin çekilmesi gerekebilir. Eğer, reflü varsa koruyucu tedavilerle böbreklerin zarar görmesi önlenecek, ileri derece reflülerde ameliyat gerekecektir.

İdrar yolu enfeksiyonunu önlemek için; bebeklerde bezi sık değiştirip altının kirli kalmamasını sağlamak, özellikle kızlarda alt temizliğini önden arkaya doğru yapmak önemlidir. Çocuk büyüdüğünde de tuvalette kendi temizliğini uygun şekilde yapması, gerekli oldukça tuvalete gidip mesaneyi boşaltması konusunda uyarılmalıdır. Özellikle okul çağındaki çocuklar, okulda geçirdikleri uzun saatler boyunca tuvalete gitmeden eve gelebiliyorlar, böylece idrarın uzun süre mesanede kalmasıyla enfeksiyonlara zemin hazırlıyorlar. Bol su içilmesi de, idrar yolu enfeksiyonundan koruyucu olacaktır.

Kaynak: Dr Nilüfer TOPRAKÇI / Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

**************************


İlk olarak acilde ateşi düşürmek için banyo verdiler. Kah ağlayarak kah çığlıklarla düşürdük sonrada antibiyotik ve üç ayrı ateş düşürücü aldık.

Neyse ki 19 mayıs tatili vardı. Ve bir günde ben izin almak durumunda kaldım. Bakıcımıza çok güvensem de ateşler içinde nasıl bırakayım dı Pamuğumu.

Bırakamadım.

Çalışıyor olmanın en zor geldiği anlardan biri bu.

Çok şükür, şu an hamd olsun geçti. Allah kimselere yaşatmasın. Melekler hiiç hasta olmasın.
.
.
.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

************************ Güzel şeylerde oldu ************************
.
*************** hem de çooooooooooooooooooooook güzel *************

************* Pamuk şekerimiz 1 yaşına girdiiiiiiiiiiiiiiiiiiii *************
.
******************************** :D ********************************

**************************** follow me ******************************

************************** to be continue ****************************

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Stenocara



“ İki hafta önce National Geographic’de heyecan verici bir belgesel izledim.
Bir canlının hayret edilecek yaşam mücadelesine yer verilen programı izlerken, uygun zamanda konuyu buraya da taşıma düşündüm. Hafta başında medyaya yansıyan bir konu, demek vakti şimdi imiş diye düşünmeme neden oldu.

Geçtiğimiz hafta sonu devlet parasız yatılılık ve bursluluk sınavında sosyal bilgiler alanında sorulan 21. soru tartışmalara neden oldu.

Soru şuydu:
“Evrendeki düzen, hiçbir şeyin rastlantı sonucu ortaya çıkmadığını göstermektedir. Evrendeki varlıkların kendi kendilerini var etme güçleri yoktur. “Bu bilgilerin ikisini de iyi değerlendiren kimse, aşağıdakilerden hangisine ulaşır:
A) Varlıklardaki düzen onların kendilerini var ettiklerini gösterir.
B) Evrenin varlığının bir başlangıcı yoktur.
C) Evrendeki varlıklar rastlantı sonucu ortaya çıkmıştır.
D) Evren bir yaratıcı tarafından planlı bir biçimde yaratılmıştır.
Sınavda doğru cevap şıkkı D olarak veriliyordu. Yani kâinat rastgele oluşmamış, bir Yaratıcının eseri olarak ortaya çıkmıştı.

Başta insanın maymundan geldiğine inananlar olmak üzere Yaratılış düşüncesi karşıtı çevrelerden sert tepki geldi soruya. CHP Milletvekili Turgut Dibek, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya konuyla ilgili 3 soru yönelterek Allah-u Teala'nın evreni yarattığının kesin olmadığını ima etmiş.

Şimdi gelelim National Geographic’de izlediğimiz yaradılış harikası canlıya...

Dünyanın en kurak alanlarından biri Güney Afrika'da bulunan Namib çölü. 60 dereceyi bulan gündüz sıcaklıklarının yanısıra esen sert rüzgarlar da yaşamı son derece zorlaştırıyor. Yağmur neredeyse hiç görülmüyor. Namib çölünde yaşayan canlılar için tek su kaynağı, ayın sadece 6 günü sabahları ortaya çıkan sis damlacıkları.

Belgeselde, herhangi bir nedenle susuz çöle düşmüş insanların başlarının çaresine nasıl bakılabileceğinin ipuçları verilirken, eğer varsa o bölgede yaşayan canlıların izinin sürülmesi isteniyor ve canlıların belli aralıklarla muhakkak bir su kaynağına gideceği bilgisine yer veriliyordu.

Çölde yaşayan bir canlı için su kaynağı bulmanın güçlüğü ortada. Ne var ki Namib çölünde yaşayan Stenocara böceği için bu durum pek de sorun oluşturmuyor. Böceğin sırtındaki özel dokular havadaki damlacıkları yakalıyor, yoğuşturuyor ve doğrudan canlının ağzına iletiyor! Kısacası, dünyada suyun en kıt olduğu yerde Allah (cc) suyu doğrudan canlının ağzına götürüyor.

Bu çölde yaşayan az sayıdaki canlı türünü inceleyen Chris Lawrence ve Andrew Parker isimli İngiliz bilim adamları, böceğin mikroskop altında incelenen sırtında suyu şaşırtıcı bir şekilde yakalayıp hayvanın ağzına ileten özel bir tasarım olduğunu tespit etmişler.

Stenocara böceğinin sırtında tepecikler bulunuyor. Ancak bu tepelerin zirveleri ve yamaçları arasındaki dokular birbirinden farklı özellikteler. Zirvelerin arasında uzanan yamaçlar ve vadiye benzeyen kanallar balmumu benzeri bir malzemeyle kaplılar. Bu malzemenin özelliği suyu iterek etkili bir şekilde iletmesi. Buna karşın zirvelerde bu malzemeden bulunmuyor. Bu yüzden zirveler suyu iten değil çeken bir özelliğe kavuşuyor. Havadaki su damlacıkları, camla temas eden su buharı gibi zirvelere yapışıp yoğuşuyorlar.

Yapışan su miktarının artmasıyla birlikte ağırlığı da artan su damlacığı yamaçlara doğru kaymaya başlıyor. Yamaçlara geldiği anda bu defa suyu iten özellikte dokuyla karşılaşan su damlacığı bir teflon tavadaki su damlacığı gibi davranıyor ve kolayca kayıveriyor. Böceğin ağzına doğru ve birbirlerine paralel uzanan kanallar suyu etkili bir şekilde taşıyarak böceğin ağzına iletiyorlar. Bu kanallarda suyun akabilmesi, kanal yüzeyindeki gözle görülmeyecek kadar küçük tümseklere dayanıyor. Milimetrenin sadece 100.000 de biri çapında olan bu tümsekler engebeli bir arazi oluşturuyor. Yüzeyin kabartılı olması, su damlasının hareketini hızlandırıyor. Yüzeyle temas alanı azalan su damlacığı daha az bir sürtünme kuvvetine sahip oluyor ve hiçbir kayba uğramadan böceğin ağzına akıyor. Bu durumda böceğe ağzını açıp beklemekten başka birşey kalmıyor!

Nature isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, böceğin sırtında adeta bir mimari plan bulunuyor. Bilim adamları su damlasını etkileyen faktörler arasında matematiksel bir denklem bulunduğunu ortaya çıkardılar. Buna göre rüzgarın hızı, su damlacığının ideal büyüklüğü ve tepenin eğimindeki açı arasında özel bir denge kurulu. Yani tepelerin açısı biraz daha farklı olsa veya balmumuyla kaplı yüzey biraz daha dar olsa su böceğin ağzına akamadan buharlaşacaktı. Elbette böyle bir durumda böcek bu su toplama sisteminden mahrum kalacaktı.

Bu böcekteki kompeks tasarımın özel olarak yaratıldığı apaçık ortada. Hiçbir böcek çölde yürürken sırtında özel tepecikler çıkaramaz, bunları özel malzemelerle kaplayamaz, tepe eğiminin uygun matematiksel açısını belirleyemez. Bir bilim adamının tasarladığından iki kat daha etkili bir su toplama ünitesi tasarlayamaz. Yüce Allah yaşadığı sıcak ortamda böceğe böyle etkili bir su toplama sistemi bahşetmiştir. Bilimin doğadaki tasarımı taklit etmeye başlaması O'nun yaratışının kusursuzluğunu göstermektedir.

Bu sistem şimdi dünyanın kurak bölgelerinde yaşayan insanlara su sağlama projelerine ilham kaynağı oluyor.

Bahar geldi... Doğa tüm güzelliği ile yeniden canlandı. Allahü Teala’nın varlığını iliklerimize kadar hissetmek için öyle çok uzaklara gitmeye gerek. Şu satırları okumanıza vesile olan gözünüz de, O’nun varlığını içinizde doyumsamanızı sağlayan gönlünüz de O’nun varlığına işarettir.

Allah’ın en sevmediği şey farkındasızlıktır. Etrafınızı temaşa edin ve görün...
Herşey o kadar ortadaki...
Tabi ki nasiplilere... ”


Prof. Osman Özcan’ ın 08.05.2009 tarihli yazısıdır.



***********************************

30 Nisan 2009 Perşembe

ALO 174



ALO 174 gida hatti

bu hat ne ise yarar: aldıgınız gıdalarda karsilastiginiz tum sorunlari bu hatta iletebilirsiniz. Restorantlarda, kafelerde yasadığınız gıda ile ilgili bir sıkıntıyı, uretim izni olmayan urunleri, gidamizdan yabanci bir madde cikinca, sagliksiz uretim yapan isletmeleri, sagligimizla oynayan para hirsi ile tuketicilerini umursamayan gida isletmelerini, mevcut gida mevzuatina uymayan gida uretenleri kısaca sizi tiksindiren ben bunu yiyemem dediginiz tum gida ve sorunlarini bildirebilirsiniz.

Alo gidayi arayinca sizi kibarca dinleyen bir yetkili bulacakmışız.(çok şükür henüz o kişi ile hiç karşı karşıya gelmemi gerektirecek bir durum yaşamadım.)

O bizim sikayetimizi kaydedecek ve ilgili birime iletecek. Tarim bakanligindan yetkililer de denetime gidecek.

Elinizde yabanci madde cikmis bir urun varsa ve sikayetiniz bu urun ise bu urunude saklayin yetkililer bunu isteyebilir.

Ve tum bu sureci http://www.alo174.gov.tr/ adresinden takip edebileceksiniz.


Bilincli bir tuketici olmali, guvenilir gida hakkimizi talep etmeliyiz.




****************************

Sabah kahvaltı yapmayan bir en düşünemiyorum. Saat kaç olursa olsun hatta 11 bile kahvaltımı etmeliyim. Ve hatta 3 öğün kahvaltı edebilirm. (aaa bak aklıma geldi şimdi facebookta her vızırtının grubu var ya acaba kahvaltısız edemeyenler grubu mu kursam :P )

Şööyleee zeytinli peynirli (bu arada peynirin heeer çeşidine bayılıyorum) domatesli -mevsimi ise- maydanozlu reçellii ballı aaayyyyy daha uzatmayayım içim gitti. zaten saat öğle oldu sayılır, karnım açıktı.

Neyse efendim genelde alamaya çalışsamda arada dayanamayıp kaçamak bir poğça aldığım oluyor.

İşte bu kaçamaklardan birisini geçen hafta bir sabah, iş yerinin büfesinden aldığım bir sade poğça ile yapmıştım. Bir lokma ısırdım ki ne olduğu konusunda net bir fikire varamadığım bir cisimle bakışırken buldum kendimi :(

Aslında bu durumu poğçalarla olan tüm duygusal, fiziki ve ekonomik ilişkilerimi kesmem için ilahi bir işaret olarak algılayabilirim.

Tabi durumu Alo 174 e olmasa da bu konu ile ilgilenen yetkilimize (bizzat incelemelerine sunarak) bildirdim. Hiç beklemediğim bir tepki vererek sanki satıcıymış gibi çok üzüldü. Hatta parasını bana geri iade etmeyi teklif etti !!!

Bu arada bizde satılan hamur işleri İstanbul' da çok ünlü bir pastahanenin(ismini vermeyeceğim) ürünleri ve bu iş çok ünlü firmalar arasından ihale usulü ile bu firmaya verilmiş. Konu ile ilgili müdürlümüz bu konuda çook çok titiz olduklarının bunun başımıza gelen ilk hadise olduğunu filan söyledi vehemen firma sahibini çağıracağını söyledi, hatta firma sahibi ile beni direk görüştürelim dedi.

Tabi ben hayır gerek yok siz durumu bildirin yeter dedim.

Öğleden sonra tel. e.t. sizi ....... bey çağırıyor.

Yani istemesemde bu pastahanelerin sahibi ilede tanışmış oldum. Çok tuhaf ama bu tür durumlarda karşı tarafın utanması gerekirken ben utanıyorum.

Neyse işte açıkladılar, bir öğlen arkadaşlarla birlikte üretim tesislerini gezmemiz konusunda ısrar ettiler falan filan. (cidden belki bir gün gider gezeriz. Gidersen görüşlerimi buradan paylaşırım)

eeeehh biraz tatmin olsamda şimdilik hala oradan birşey alamıyorum.

Alamıyorumda diğer yerler sanki çok mu temiz ve hijyenik?

Bilmiyorum ?

Göz görmüyor ide katlanıyoor............

*****************************

29 Nisan 2009 Çarşamba

ben bu posta başlık koymayı unutmuşuuuum ( işim çok ya :P )



Ayyy bugün çok yazacak şey var, çok yapacak şey var....
Nerden başlasam nasıl anlatsam :)

Dün ki kitaplarını A.Y. ye poşete koyarak öylece verdim. Daha doğrusu önüne koydum. Bakın bakalım kaç dakikada çıkarttı ve nasıl inceledi....






Sonraaa dün iş yerinde ki dört arkadaşımla birlikte ne zamandır konuşup durduğumuz bir okuma programı yaptık. Bu iş çok iyi oldu. Çünkü hayatımdaki çoğu olmazsa olmaz dediklerim saldım çayıra mevlam kayıra halinde gidiyor maalesef. İşte bu okuma mevzusuda onlardan birisi. Haftada bir (pazartesi- öğle aralarında) değerlendirme yapıcaz inşallah. Ucuna ceza bile koyduk yaptırım olsun diye :P

Şaka bir yana buna çok ihtiyacım var, çünkü yapmam gerektiğini düşündüğüm şeyleri yap-a-mayınca kendimi çok kötü hissediyorum.

Evde başlayıp devam ettiremediğim bir kitap vardı onunla işe başladım.

Mantıku’t – Tayr (kuş dili)
Feridüddin Attar a ait bir eser.




**********************

Bilgilenelim :

Feridüddin Attar :

Horasanın -Nişabur ’da 1120’da doğmuş 1229’da vefat etmiş ünlü bir şair ve mutasavvıftır. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attar olarak anılmaktadır.
Hz.Mevlâna, Şeyh Galip ve diğer mutasavvıflar tarafından yüceltilmiştir.


Mantıku’t – Tayr tasavvufun Vahdet-i Vücûd anlayışını anlatıyor.
Kitapta sembolik dil kullanılmış ve Hakikât’i arayanlar, yani Hakikât Yolunun Yolcuları kuşlarla simgelenmiş.
Hüthüt adlı kuş onların önderleri, kılavuzları, yani mürşitleri ve aradıkları Simurg adlı efsanevî kuş, Allah’ın zuhûr ve taayyünü.

**********************


Bunun dışında 2 kitap daha var okuduğum. Hepsinin tür ve içeriği farklı. Onlarada yeri gelince değinirim inşallah.
Haa birde dua kitabım cevşen var. Hani şu genellikle boyna filan takılan. İnsanı koruma anlamında takılmasındansa okunmasının daha faydalı olduğunun öğrendim. O zamandan beri her gün düzenli okumak istiyorum. Toplam 100 hizb (bölüm)den oluşuyor. Günlük 17 hizb okusam rahat rahat haftada 1 bitirmiş olurum.


Akşam iş çıkışı pamuğuda alıp arkadaşlarla bir başka arkadaşa gidicez kısmetse. Zaten Öz.ümde yemeğe gelemiyecekmiş benim içinde iyi oldu.


Daha düne ait yazacaklarım var ama bu günlük bu kadar olsun, onlarıda sonra yazayım.
Haydi bana eyvallah.

*****************************

27 Nisan 2009 Pazartesi

Kırık Cam Teorisi



Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava sıcak ve yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı.


Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) "Böyle gelmiş, böyle gider"di.
Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayakkabılarımı oturak yerine koydum, koltuğun arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim.


Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum. Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD'de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. "Kırık Cam Teorisi" hesabıymış bu.


Anlatıldığı kadarıyla: "Kırık Cam Teorisi" ABD'li suç psikoloğu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx'taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.


Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi 'sağ kalan' otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.


"Demek ki" diyordu Zimbardo,"ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz. "Şimdi niye o banka öyle oturduğumu anladım. Ve benim olmayan suça nasıl da kolayca katılabildiğime, hatta onu çoğalttığıma şaşırmadım. Ayrıca benden önceki suçların hepsinin hesabının bana sorulmuş olmasıda gerekiyormuş.


"Kırık Cam Teorisi"nin takipçileri bakın ne diyor:

"Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım."


Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli...
Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor.Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız "çöpler"imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. "Böyle gelmişse, böyle gider" diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.


Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.


Tam da "hafife almakla" açılan, "umursamazlıkla" genişleyen bir "yol (suzluk)"u tarif eden sûre'nin (Mutaffifîn) berceste ayetinin konusudur "cam kırıkları teorisi": "Yapmaya alıştıkları kötü işler gitgide kalplerini paslandırdı." (Mutaffifîn, 83/14).


Bir de aynı ayeti yorumlayan Efendimiz'in [asm] küçümseyerek/hafife alarak ilerlediğimiz yol(suzluk)u tarif edişine kulak verelim:

"İnsan bir günah işler ve onu tevbe ile silmezse, kalbinde bir leke olarak kalır. Eğer tevbe ederse kalbi yine parlar. İkinci bir günah işlediğinde ise o leke büyür. Ve kalb günah işleye işleye öyle bir kararır ki, bütün kalbi ele geçirir."


Bu yüzden galiba...
"Günah insanı kâfir yapmaz ama istiğfarsızlık küfre götürebilir" imasında bulunur Said Nursî.


"Her günahta küfre giden bir yol var" sa, ilk "cam kırığını" onarmamaktandır bu.
Masum görünen her hata, her günaha yaklaşış, bir büyük günaha doğru sürüklüyorsa bizi, ilk atılan çöpü kaldırmamaktandır bu.


İlk cam kırığını görür görmez, "Estağfirullah! " İlk çöp torbasınınkokusunu alır almaz, "tövbe ya Rabbi!"
Hazır mıyız?


Alıntı : SENAİ DEMİRCİ

e.t. : ne kadar doğru bir tespit.........
Bu mevzu ile ilgili kendimde örtüştürdüğüm çok şeyler var.
( bu arada Senai Demirci' nin Üzülme yazısını bölümler halinde pazartesileri yayınlayacaktım. Cam kırıkları daha ilginç geldi ve bu hafta bunu yayınlamak istedim. Başka bir pazartesi üzülmelere devam edicem inşallah.)

****************************

7 Nisan 2009 Salı

ımmmmhhh çikolataaaaaa



bilgilenelim :

******************************

çikolatanın faydalarından sadece bir tanesi :P

Northumbria Üniversitesinde beyin, performans ve besin merkezinin yöneticisi Profesör David Kennedy'nin liderliğinde yapılan araştırma, çikolatada bulunan flavanol maddesinin, çok yüksek miktarda alındığında aritmetiği geliştirdiğini göstermiş.


İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, 30 kişiden, 800 ile 999 arasında rastgele bir sayıdan üçer üçer geriye saymaları istenmiş ve İçinde yüksek miktarda flavanol bulunan sıcak kakao içenlerin hesaplamayı, içmeyenlerden daha hızlı ve doğru yaptığı görülmüş.


Araştırmacılar, sıcak kakao içenlerin, bir saat boyunca durmadan bu işlemi yaparken yorulmadıklarını da kaydetmiş.


David Kennedy, çikolatanın, zihinsel açıdan zorlayıcı görevlerde faydalı olabileceğini belirtirken, araştırmaya katılanlara toplam 500 miligram flavanol verildiği belirtiliyor.

Beyne kan akışını artırdığı ve en yüksek miktarda siyah çikolatada bulunduğu bilinen flavanolu, sebze ve meyveler de içeriyor.

*******************************



Sonuç:

1- çikolata yemek sadece kilo almak demek değildir
2- daha hızlı üçer üçer geri saymak için bol bol çikolata yemeliyiz :P
3- aritmetiğimin gelişmesi için çikolata yemeliyiz. (mecburen yiyeceğim yani zevk için değil) :P
4- yazının son cümlesini anlamamazlıktan geleceğiz.



herkese çikolata tadında günler dilerim :D



P.S. foto bana ait olamaz zira fotoğrafı çekene kadar dahi olsa o kutu o halde kalırmıydı bilemiyorum :P
yeniresim.com sitesinden alıntı yapılmıştır.
bilgi kaynağı: mcaturk.com

.

18 Mart 2009 Çarşamba

ateş-li gece :(

Küçük adam gece 2 gibi uyandı. emzirmek için kucağıma aldım. Oda ne !

minik pamuğum ateş gibi :(

Hemen babamızı uyandırdım tabi. Diş çıkartma evresi ya, ateş normaldir ama biz ateş için fitillerin hepsini bitirmiştik :( Yenisini almak aklımdaydı ama ihmal işte.

Neyse ateşini ölçtük 38,8 .

***************************
Bilgilenelim:

Bebeklerde ateş ölçme ve değerlendirme:


Civalı termometreler tercihen rektal sonra koltukaltı, kasık bölgesinde kullanılabilir. Dijitallere göre okumak daha güçtür. kırılgan olması sebebi ile dikkatle kullanılmalıdır. Bu sebeple dijital ateş ölçerler tercih edilebilir. (Üstelik artık fiyatları çokda ucuz.) Ve dijitallerde civalıları uyguladığımız tüm bölgelerde uygulanabilir.


Çocuklarda ateş 4 yaşa kadar rektal (popo) bölgeden ölçülür. Bu yöntem en ideal olanıdır. 38 C derece üstü ateş kabul edilir. 40 C derece üzeri ise hipertermidir.



Normalde ölçümleri rektal yaptığımızda çoğu zaman 37,6 C derece ’yi buluruz.
Koltukaltı ve kasıktan yapılan ölçümlerde ise ateş 36,2 C–36,6 C derece civârındadır.
Bu değerlerin üzerinde ateşlenmeden bahsedilir.


37,4–38 C subfebril,
38–38,5 C hafif ateş,
38,5-39 C orta ateş,
39–40 C arası yüksek ateş,
41 C ve üzerine çok yüksek ateş denir.


*******************

Babamız nöbetçi ecz.yi öğrendi (bu internet bir veli nimet) ve ateş için fitil + şurup alıp geldi.
Benim daha önceden alıpta, aldığımı unuttuğun ateş düşürücü bant aklına geldi Öz.ümün.





Bu ateş düşürücü bant çok pratik. herkese tavsiye ediyorum. küçük çocuklarda özellikle,
başlarında ıslak bez durdurmak çok zor olacağı için bunlar çok kullanışlı. yapıştırıyorsun 8 saat boyunca etkisini gösteriyor.




Bu bantlar yüksek oranda su ve ateş düşürmeye yardımcı menthol içeriyor. Hiç bir yan etkisi yok. İlçlarla birlikte de kullanabiliyorsunuz. Ayrıca buz tedavisi gerektiren baş ağrısı, kas ağrısı, diş ağrısı gibi ağrılarda da kullana bilirsiniz.

Çok mantıklı ve pratik...
İşte ben böyle ürünlere bayılıyorum.

Ben bu 2 li paketi 4,5 TL gibi çok cüzzi bir fiyata almıştım. Uyguladık, bu arada ben A.Y. nin alt pijamasını ve bezini çıkarttım ve babamız ecz. den gelene kadar -ki ecz. epey yakınımızdaymış , ateşi 38,2 ye düştü çok şükür. Sonra da bir fitille sabah ateşi düşmüş olarak amaaa bu seferde benim içim yana yana evde bıraktım kuzumı :((((

Allah minik yavrularımıza şifalar versin, hiiiiiiç hasta olmasınlar.

***