16 Şubat 2011 Çarşamba

öylesine, bizim evden bişeyler, benim için önemli şeyler....

Pazar sabahı 3,5 aylık bebekleri ile kuzenim ve eşi bize kahvaltıya geldiler.
A.Y. kendinden beklemediğim bir performans ile bebişe gayet ilgili ve tatlı tavırlar sergiledi :)
Hatta en sevdiği oyuncaklarından olan köpeğini bile oynaması için bi koşu odasından getirdi ve
O' nunla paylaşmak istedi ! :)

Her ne kadar şu an 2 çocukla baş edebileceğimi düşünmesemde bana bu tavrı az da olsa cesaret verdi doğrusu. Doğru zamanın ne zaman olduğunu hiç bilmiyorum. ama 4 yaşından önce olmazmış gibi geliyor. Neyse bu konu uzar.......
Daha sona bozuk olmayan scooterını tamir etti !


Sonra bir ara mutfakta karşılaştığımızda çayını içmiş, kalanını lavoboya dökmüş, bardağını makineye koyuyordu !!!!
Ben fesat anne olarak hemen "annecim napıyosun ? " diye bir giriş yapmıştım ki .....
"bardağımda kalanı döktüm, bulaşık makinasına koyuyorum" demesin mi :O


"Allah ım bu çocuk ne zaman büyüdü" diyerek dona kaldım.
Ben "aferin" dedikçe gaz alan yumolu bütüüüün bulaşıkları bir bir makinaya yerleştirdiiiiii.
Bu günleri de görecekmişiz diye 4 köşe oldum.
Valla benden güzel dizdi !!!
Bu sahneleri çekmezsem olmazdı :)


Ey güzel Allah' ım! lütfen büyüyünce bu günleri unutmasııııın :P

Gün boyu tüketemedikleri enerjilerini akşam davul orkestrası kurarak attılar.


İkiside zevkle kendinden geçti :)
Süresi dozunda olduğu için bende zevkle dinledim,
daha da uzasa nasıl bir caydırıcı politika izlerdim bilemiyorum :P


15 Şubat 2011 Salı

kaybolan çorap teki teorisi


Çorap yutan makina teorisimiydi ? neydi ?
vardı değil mi böyle bir şey?
En azından bizde var ve fena halde bizim evin küçümenine takmış durumda.
Ulen ben bu çocuğa aldığım kadar çorabı kendime bu yaşıma kadar ancak almışımdır !
Bu görünen tekler daha önceden yitirdiğimiz teklerden başka, çekmecede bir ümit bekleyen zavallılar. Ümidimizi yitirdiklerimide paralel evrene gönderemedim ama çöpe gönderdim gitti.
Ne acıdır ki bu bizim kaybolan ve paralel evrene gittiği idda edilenlerde orada tek kalmaya mahkum :(
Buradan sesleniyorum onlara:
siz dönün en iyisi yumolu yumonun miiis kokulu ayaklarına, bakın bir daha böyle güzel mis kokulu ayak bulamazsınız ! ona göre :P

14 Şubat 2011 Pazartesi

Bir zeytinyağlı meyve hikayesi! yoksa çakma osmanlı yemeği mi desem?

Perşembe gün marketten yer elması almıştım. Ben çok severim yer elmasını. Küçükken annemle babam çok alırlardı. Ben Burdurluyum, orda büyüdüm, bizim orada çok olurdu. Ama yemeğini bilmezdik. Böyle meyve gibi, kabuklarını binbir emekle soyup, atıştırmalık olarak yerdim/k.
valla çok da güzel olurdu !
du diyorum çünkü İstanbulda olmamdan mııııı , ticari kaygının dozunun bu derece artması, daha açıkcası herşeye hile-hurda karışması, herşeyin hormonla ve binbir kimyasalla yetiştirilmasi sebebi ile mi bilinmez artık eski tadı tuzu yok. Benim yediklerim çok lezzetliydi, şimdi aldıklarım aynı beyaz patates !
Neyse işte bu yer elmalarını yemek olarak pişirmeye karar verdim.
Daha önce 1 kez yemiştim ama tadını tam hatırlayamıyordum.
Cumartesi gün girdim mutfağa.... ( hergün giremiyorum ya :P )
Yer elmasını çıkarttım, içine ne koyacağımı düşündüm.....
Aklıma klasik olarak soğan ve havuç geldi. Bir gün önce zeytinyağlı pırasa bitirmiştik ve ben yemeklerin içindeki havucu ayıklayan biri olduğumdan bunun içinede tekrar havuç koymak istemedim.
Düşünürken çekmecede ki ne zaman aldığımızı dahi unuttuğum 2 adet ayva gözüme çarptı.
Neden olmasındı?
E bu yemeğe limon suyu koyacaktım, yanında aynı familyadan gelen portakalın suyuda konabilirdi.
Son olarak daha önce pişirdiğim kerevizin içine koyduğum grany smith Elmanın ( çok ekşi olanlar varya) çok yakıştığını hatırladım, ama şuan bizdeki amasya elmasıydı.
e olsundu, diğerinide evde o var diye koymamışmıydım nasılsa :)

Soğanları zeytin yağında çevirip, üzerine emek emek* soyup irice rast gele doğradığım yer elmalarını attım. Biraz daha çevirdim.
Sonra soyup dilimlediğim ayvaları atıp bir süre kavrur gibi yaptım.

Ve sıktığım 1 portakal suyuyla birlikte 1/2 limon suyunu ve de 1 tatkı kaşığı şekeri ekledim.
Az birazda tuz.
Üzerine biarzcık da su ilave ederek bir süre pişirdikten sonra en son elmalarımı ekledim.

İşte sonuç görüntüsü böyle, tadıysa bende saklı :P
Ben yaptım diye demiyorum amaaaaaa
gerçekten harika bir şey olmuştu !!!
gerçekten.....
Bir sonraki sefere içinse;
1- İçindeki malzemelerin hepsinin açık tenkli olması sebebi ile tamamen renklilik olsun diye içine bir havuç girse iyi olur.
2- Portakalın çok tatlı olmasıyla alakalı olabilir, şekeri hiç koymasam da gayet tadı yerinde olacak.
3- Elmaları ocakdan indirmeye yakın yani daha da geç atmalıymışım, biraz daha diri olsalar daha iyi.
Cesareti olan denesin !
Biz en kısa zamanda tekrarlıyacağız inşallah.
Ben yaptım artık adınıda siz koyun, ister zeytinyağlı meyve olsun,
ister içinde ki ayvadan sebep osmanlı mutfağından seçme....... :P

* emek emek deyince aklıma gelen;
zaman zaman Ahmet Yusuf a, etrafa verdiği zaiyattan ötürü, "annecim ben onları emek emek yapmıştım - hazırlamıştım" filan gibi laflar sarf edebiliyorum. Oradan kapmış olacak ki;
geçen gün kuruyan çamaşırları katlar gibi yapmış (gerçekte her birini çok muntazam rulo haline getirmiş :) ) babannesine gitmiş;
"-bak babane emek emek katladım" diyor :D

.
.
unuttuğum :
Bu gün 14 şubat sevgililer günü !
Ve bugün ilk defa 14 şubatı manalı buldum ve ilk defa kutlayacağım/kutluyorum.
Çünkü bugün, 14 şubat, Sevgililerin sevgilisi, efendilerin efendisi, güzeller güzeli peygamber efendimizin dünyayı şereflendirdiği gün !!!
Mübarek olsun, dualarımızın kabulune, günahlarımızın affına vesile olsun efendim....

7 Şubat 2011 Pazartesi

biri bu gidişe dur desin !

İşi bırakma noktasındayım.
Neredeyse son bir ayın, her haftasının, her hafta içinin, 4 günü işi bırakıyorum 1 günü acaba ? diyerek vazgeçiyorum. Kalan 2 gün olan hafta sonunuda yeni gelen haftanın nasıl geçeceğini düşünerek, korku ve tedirginlik içinde çocuum ve kocamla vakit geçirirken bu duygularımı bastırmaya çalışarak geçiriyorum.

Düşünüyorumda;

haftanın acaba ? dediğim o bir gününü ortadan kaldırsak sorun çözülüyor gibi.
Bu noktaya nasıl geldik?
3 hafta kadar önce A.Y. sabahları bizim işe, O' nun sa kreşe yetişebilmesi için sınır olan saat 7:00 hadi çook zorlarsak 7: 10 da uyanamamaya başladı.

Bizim kreşin 7:30 da açılması ile bin1 rica, minnet, yalvarma, kapısında yatma gibi tekniklerle servis saatini 7:30 a, kreşin açılma saatinide 7:28 e getirtebilmiş ve dolayısı ile işe her Allah ın günü servisce 7-8 dakika geciken birisi olarak, bu saatide kaçırınca kendi arabamla artık işe neredeyse 30-45 dakika kadar gecikir oldum.
Elbette ki sadece iş bu gecikmeden ibaret değil.

Bunun öncesi ve vallahi iş yerindeki etkisinden çok (bu da ayrı bir şükür konusu-çünkü iş yerinde bu ara iş yok gibi, dolayısı ile PDKS ye bakmadan benim geliş saatimi fark eden yok gibi ;) bu satırlarıda idarecilerimin okumadıklarını varsayarsak, ki hiç sanmam ) evde yarattığı 8,5 şiddetindeki depremin bünyemde bıraktığı hasarı artık kaldıramaz oldum.
Tüm ciddiyetimle söylüyorum ne anam, ne babam, ne kocam, ne hocam, ne de müdürümden korkmadım be bu çocuğuktan korktuğum kadar !!!!

Acaba çocuk elinde kukla olan anne-babamı olduk ki ????

Nerden baktığımıza göre değişir bunun cevabı.

Daha 2,5 u 3 ay geçmiş şu bebeklik yıllarında, O' na bu en güzel ve en derin (ciddi manada derin ama derinliği en fazla bi yarım saat sonra kendiliğinden biten) uykusundan uyandırdığım için nasıl vicdan azabı duyuyorum.....

O' da sağ olsun bunun acısını, sabahları bilerek ya da bilmeyerek yaşattığı binbir eziyetle çıkartıyor.

Yoksa O ( O' nlar ) daha bu pazarlıkları, öc almayı, acı çıkartmayı bilmeyecek kadar taze ve masum mu ????
Onu yaşadığım tüm telaşın, koşturmanın, kaçan dünyayı yakalamacanın dışında tutmaya çalış-tım-ıyorum. Sabahları kalbimin olanca güm gümlemesine, gözümün O' na çaktırmadan habire saate gitmesine rağmen sakin ve usulca konuşmaya zorlanmış sesimle, herşeyi aynı usul ve aynı sırayla yapmaya çalışmakla........
İlk çabamız elbetteki daha erken yatırmaya çalışmak oldu. Zaten 9 da yatağa girmiş oluyorduk.

saati 8 e çekerek, çekmeye çalışarak başladık. ama yatağa girmek demek sizinde bildiğiniz gibi uyumak demek değil !!!!

Okunan kitap sayısına sınır getirmek de masalların bitemesi demek değil, bizim susmamız O' nunda susması demek değil, sürekli keloğlanı anlat, o bitince hırsızları anlat (Bremen mızıkacılarını kast ediyor), o bitince tepik vurmuşu anlat (dedesinin anlattığı keloğlan ve eşeği ile olan uydurmasyon olaması kuvvetle muhtemel masal) Onlar bitse hayvanat bahçesini anlat, o bitse anne tiyatroyu anlat (o hafta nei izlemişsek) vıdı vıdı vıdıııı vıdıı vıdıııııı

hepsi bitse 35. kez su içicem, bak bu son içişin ne kadar istiyorsan iç sonra yok desem, yastığa kafasını koyunca

-anne susarsam başka su yok mu? deyip kendi kendine tekrarlayarak

-bu son başka yok diye mırıldanarak içimi cızlatması, onu kabul etse ayran içicem, 7.kez çişim geldi, yeni yaptın desem kakam geldi......

imdaaaaattttttttttttttttt

derken saat ancak 22:00 dolaylarında uyuyor.

Bende kendinden geçmiş, sürünür halde ya 5-10 dakika da salonda sürünüp yatıyorum ya da doğruca kendi yatağımda uykuma devam ediyorum. İşden 18 de gelmiş ve 21 de uyumuş biri olarak 3 saatlik ev hayatı elbetteki bana yetmiyor !!!!
Ertesi gün, önceki günlerden biriken işlerle malesef artık yuvarlanıp gidemiyoruz !
En son dün gündüz uykusuna yatırmayarak akşam saat 20:00 da uyumasını sağladık ama sonuç nafile :(((((


Çocuk sabahları uykusunun bölünmesini is-te-mi-yor !!! kendi kendine uyanmak istiyor.
o kadar.

var mı ötesi ?????
Sabahları yumolu yumomun içine kaçan çaki ye, ne O' nun ne de bizim dayanma güzcümüz kalmadı :(((((
Şu an başım öyle ağrıyor ki ne yazdığımında tam olarak farkında değilim. ama bu yazıı bu hali ile yayına vermekde de kararlıyım, bende sizinle ilk okuma yapıcam :s
ha birde unutmadan cumartesi daha öncede zevkle yemek yediğimiz ve memnun kaldığımız bir yerde kuzu eti yiyip zehirlendik, anladığınız üzere çok şükür halen hayatta ve sağlıklıyız, her ne kadar kusma özürlü kocama gece sabaha kadar serum verselerde.

Allah dan yumolu yumo fazla yememişdide O na bişey olmadı.

Demek ki neymiş:
1- yemek yemeyen çocuğa ısrar etmeecekmişsiniz !!!

2- kusmakdan korkmayacak, yerine göre bunun ne kadar faydalı ve gerekli bir tepki olduğu ruha ve vücuda anlatıp kabul ettirilecek, bunu öğrenmeye çalışacak, gerekirse kolayca (ağlayarakda olsa) curk diye kusan hatun kişiden ders alacakmışız

ilgili kocalara duyurulur.

.

.

4 Şubat 2011 Cuma

var olanın gerektirdikleri

bir süredir böyle en alt çekmecede idare ediyorduk......
istediği zaman açıp, istediğini seçiyordu.......
artık çekmece kapanmaz.....
içinden seçilemez oldu........
bize bir kitaplık şart oldu.
geriye nasıl olsun, nerede dursun sorusu kaldı.
Her zaman olan bir şey olmayan diğer bir şeyi mi gerektirir, yoksa ilk var olanıda sonra gerekenide biz mi uyduruyoruz !!!!


Fazlalıklardan kurtulmak istiyorum,
Önce fazlalığı farketmek !
Hayatımı ne kadar hantallaştırdığını......
Zamanımı, paramı çaldığını farketmek istiyorum.
En çok da enerji mi !
Sadeleşmek istiyorum,
daha da sade........
daha da sade en sade.........
Yalınlaşmak istiyorum,
en yalın hale gelmek......
yavaşlamak istiyorum.
en yavaş !
Kendimi daha çok hissetmek istiyorum.
O nu hissetmek için !
.....
...
düşünmek istiyorum sadece
ve hiç bir anın kaçmamasını.
.

1 Şubat 2011 Salı

bir işin içinde olmak.... her işin içinde olmak !


her işin içinde olmasa o iş eksik kalır ! mı ?

bizim için bir iş eksik olur ! du.



yaptığı işleri -kendince- mükemmel yapsa/yapabilse keyfi yerinde olur ! mu?
iş neyse de...... aahhh keyfi yerinde olsa.....
bizim de keyfimiz yerinde olur ! du.
.
.

28 Ocak 2011 Cuma

adamın yeşili oluyor, domates diş çürütüyor, büyüyünce büyük abi olunuyormuş meğer :D

yaklaşık bir 6 ay öncesi ikimiz arabayla babannesine giderken:

A.Y. : anne adam nereye gitmiş?

ben : hangi adam annecim ? (göz ucuyla etrafa bakınarak)

A.Y. : yeşil adam !

ben : ! ! ! ! ? ? ?!!!% ! ?& ????

not: olayın geçtiği aylarda favori rengi yeşil, üstelik yeşilin hangi renk olduğunu bilmeden. herşey yeşil, herşeyin yeşili ! ???????????


pazartesi akşam, Dr. un muayene sonrası verdiği topitop şekeri her zaman üç yalamadan sonra atan A.Y. ilk defa hepsini, hemde ağzında katır kutur yemeyi becerdikten sonra, evde:

ben : bak annecim dişime.... çürümüş, görün mü ? ( ağzımdaki dolgumu göstererek, salı gün gideceğim Dr. kontrolünü fırsat bilerek, bir daha şekeri ağzında kırarak yememesini , hatta çok yememesini, hatta ve hatta hiç yememesini sağlamak amaçlı yatırım yapıyorum :P biz zaten şeker vermiyoruz ama işte böyle dış güçlerin etkisiyle bazen ele geçirebiliyor. Şimdiye kadar da pek ilgi göstermiyordu da aslında..... )

A.Y. : anne noldu dişine ?

ben : şeker, çikolata yedim, şekeride ağzımda kırarak yedim, çürüdüler. Yarın Dr. a gidicem, bakacak. (zaten şekeri yerkende dişini çürütür demiştim :) )


akşam ara ara...

A.Y. : anne aç ağzını bakiim.

ben : aaaaaaaaa, bak işte burda gördün mü?
iç ses: aaa ohh ohh iyi unutmamış.



ertesi sabah A.Y. oturağında sabah boşaltımını yaparken......


A.Y. : anne hani sen çok DOMATES yemişdinde dişin çürümüşdüya.....

ben : :D eeeeeeee, bi kere dişlerim çok ŞEKER yediğim için çürüdü !

A.Y. : bak şimdi, sen şimdi doktora gitme....

sen işe git, ordan bir çöp al, orayı böyle böyle yap çıkart.

ben : :I !!! ? !!! ? \ %!? !?! !& ^?! !!!!! ?????

iç ses: aaahhh yavrum beniiim, her istediğine işe gidince alayım diye avutuğumuzdan olacak ki, çöp almaya bile işe gönderir oldu. ( burda güleyim mi ağlayayım mı karar veremedim. )


Dün akşam ,(perşembe akşamı ) 5 de kreşten alırken, Leyla öğretmeniyle kısaca günün değerlendirmesini yaptıktan sonra.......

Ben : İyi akşamlar.

Leyla hn. : iyi akşamlar, Ahmet Yusuf haydi güle güle yarın görüşürüz....

A.Y. : yok yarın tatil. ben yarın gelmicem de taaaaaa pazartesi gelicem !


aynı gün eve giderken

ben : canıım bebeğiiim benim.....

A.Y. : anne bana bebeğim deme !

Ben : aaa neden ? ne diyeyim annecim?

A.Y. : ben büyüdümya artık bana büyük abi de.

ben : tamam benim canım büyük abiiim :DDDD


aynı akşam

Öz. : oy benim fıstık tontom.......

A.Y. : annneeeee babam bana tontom diyoo, büyük abi demiyooooo !

11 Ocak 2011 Salı

gerçek oyun

Epeydir yazamıyorum, yazsamda seni yazamıyorum.
Zaman öyle çabuk geçiyor ki !
Geçerken hafızamda, hafızalarımızda
paniklediğim, zorlandığım, sabredemediğim, Allah ım sabır dediğim anların değil,
heyecanlandığım, umutlandığım, inanamadığım, inanamaz gözlerle baktığım, sevdiğim, sevdiğimi hissettiğim, sevdiğimi hissettirdiğim, sevildiğim, sevildiğimi hissettiğim, coştuğum, yaşamak ve varolmak kavramlarının içini daha da doldurduğum anların en çok yer etmesini istiyorum.

Renkleri tam olarak bildiğin söylenemez.
Bazen doğru, bazen yanlış ayırt ediyorsun, bazen de bilerek bizi yanıltıyorsun.
En son kulpsuz silindirlerle renk ayırt etme çalışması yaptık....


Mercimek, fasülye, nohut kısaca bakliyatlar en sevdiğin oyun aletleri arasında.
kimi zaman kendince
aktarma çalışması ........
kimi zaman mercimek içinden nohut ayıklamaca........

.....kimi zaman yemek pişirmece.

Büyüdükçe oyunlardan çıkıp gerçek hayatın içine daha da fazla giriyorsun, ya da hayat seninle oyunlaşıyor ?
Ben ikincisine dahil olmayı daha çok seviyorum.
Seninle hayat oyununda olmayı, hayatında bir oyun ve rollerden ibaret olduğunu farketmeyi, rolümü dosdoğru oynayabilmeyi, sana da rolünü dosdoğru belletebilmeyi......

23 Aralık 2010 Perşembe

öksürüğe en tatlı ve en lezzetli çare :)


Tam da öksüre çareler aradığım günlerin ardından çare olarak böylesi bir haberi okumak bana çok iyi geldi. A.Y. nin de yediği yiyeceği en tatlı ve lezzetli ilaç olur herhalde :)

buyrun haber (kaynak: zaman ) :
Bilim adamları özellikle 18 yaş altındaki çocuklarda ve gençlerde zararlı olan öksürük şurupları yerine, inatçı öksürüklerin tedavisi için çikolatayı öneriyor.
The Telegraph'ta yer alan habere göre, araştırmacılar kakao ve çikolatadaki "teobromin" adlı bileşenin öksürüğü kestiğini belirlediler. Yararlı olduğu tam olarak kanıtlanırsa, iki yıl içinde ilaç şeklinde piyasaya sürüleceği kaydedildi.
İngiliz Ulusal Akciğer ve Kalp Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, kakao ve çikolata içerisinde bulunan "teobromin" isimli maddenin öksürüğü engellemeye yardımcı olduğu tespit edildi.
Çikolatadaki "theobromine" isimli maddenin, boğazda kaşıntıyı ve öksürüğü önlemede öksürük şuruplarından bile daha etkili olduğunu söyleyen araştırmacılar, öksürük şuruplarında bulunan "codeine" isimli maddenin özellikle 18 yaş altındaki çocuk ve gençlerde faydasından çok zararı bulunduğunu açıkladılar.
Teorik olarak öksürüğü yatıştırmada bir parça bitter çikolatanın yeterli olabileceğini söyleyen araştırmacılar, ihtiyaç duyulan gerçek dozun belirlenmesi için henüz çalışma yapılmadığını ifade ettiler.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Seyhan sormuş, ben cevapladım.Ben 7 kişiye sordum.....

Sevgili Our twins of N.Y. mimlemiş beni. Beni hatırladığı için çok teşekkür ederim :)

Demiş ki yazısında:

"Mimlenilmek de, mimlenileni okumakda keyif veriyor insana. Zira o kisiyi daha yakindan tanimamiza firsat veriyor. " aynen katılıyorum.


İşte beni yakından tanımanıza vesile olacak o sorular ve benim cevaplarım........


-------------------------------------------------



*En sevdiginiz kelime: Aşk, su ve o anda ihtiyacımı karşılayacak tüm kelimeler hoşuma gidebilir :)


* Nefret ettiginiz kelime:
Nefret ettiğim özel bir kelime yok aslında, hakaret içerikli tüm kelimelerin hoş olmadığını düşünüyorum.


* Ne sizi heyecanlandirir? Oğlumun hayatı öğrenmesi ve gün geçtikçe benimle yetişkin gibi diyaloglar kurup, birlikte birşeyler yapabilmek çok heyecanlandırıyor Ve birde gezmek ve gezi planları yapmak çok heyecan veriyor. Aaa birde uzun zamandır görmediğim sevdiğim bir insanı görmek/ görecek olmak.


* Heyecaninizi ne oldurur? Yaptığımız bir planın yada hayalin gerçekleşmemesi.


* En sevdiginiz ses: sevdiklerimin sesi. Annemin, aşkımın ve oğlumun (en çokda fışfış kayıkçıyı söylerken ki kelimelere yaptığı vurgu sırasında ki uzatma sesleri) , yağmur ve su sesi.


* Nefret ettiginiz ses: Belli periyotlarda devam eden kesintisiz seslere sinir olurum. Sürekli devam eden tık sesi, bazen sessizlikte saat sesi bile olabilir. Diğer katlardan gelen tadilat sesi. Kedilerin bebek sesine benzer ses çıkartması.


* Hangi meslegi yapmak istemezsiniz? Polis yada asker olmak istemezdim. Politikacı olmak istemezdim.


* Hangi dogal yetenege sahip olmak istersiniz? Bütün dilleri anlayabiliyor ve konuşabiliyor olmayı isterdim. Birde unutmak istemediğim hiçbir şeyi unutmamayı isterdim.


* Kendiniz olmasaydiniz kim olmak isterdiniz? Sahabelerden biri olmayı çook isterdim.


*Nerede yasamak isterdiniz? Dün Yüreğine Sor filmini izlerken filmin çekildiği Karadeniz yaylalarındaki köylerde yaşamayı istemiştim :) Ya da sakin, yeşillikler içinde bir yerde mesela İsviçrenin köylerinden birinde yaşamayı isterdim.


* En onemli kusurunuz: Kusurum çook :) ama en önemlisi sorulmuşsa....

çok sabırsız olmam galiba, birazda zor sinirlenen fakat sinirlenince uzun zaman sinirini atamayan biri olamm diyebilirim. Sinirimin geçmemesi beni çok rahatsız ediyor.


* Size en fazla zevk veren kotu huyunuz: Yok öyle bir şey.


* Kahramaniniz kim? herhalde çoğu kişi gibi benimde Babam ve esim.


* En cok kullandiginiz kotu kelime: Gıcık kelimesi, arada bir de -ne hikmetsede genellikle araba kullanırken sinyal vermeden dönenlere- gerizekalı kelimesi


* Su anki ruh haliniz: hafif baş ve boyun ağrısı hissettiğim için biraz gergin.


* Hayat felsefenizi hangi slogan ozetler? Hayat şeklime yön veren cümle olan; Rad suresinin 28.ayeti kerimesi: " İyi biliniz ki kalplar ancak Allah ı anmakla huzur bulur."

ve Al-i İmran Suresi, 185. ayeti kerimesi: "Her canlı ölümü tadacaktır. "


* Mutluluk ruyaniz nedir? Sevdiklerimle rabbimi memnun edecek şekilde huzurlu ve sağlıklı günler geçirmek. Tüm dünyayı görebilmekHergunumuz


* Sizce mutsuzlugun tanimi: İnsan fıtratının dışına çıkmak. İnsanın kendini ve yaradanını bilmemesi ve Rabbimizin rızası dışında hareket etmek. O zaman yapılan ve yapılacak herşey boş geliyor. Bakınız hayat felsefemi özetleyen slogan 2.


* Nasil olmek isterdiniz? Allah ın rızasını kazanmış olarak, kelime-i şehadet getirerek ve ardımda bana muhtaç kimse kalmadan, tabi ki bende kimseye muhtaç olmadan.


*Oldugunuz zaman cennete giderseniz Allah'in size ne soylemesini istersiniz? İnşallah cennete gielimde ve Rabbimin Cemalini görelimde......

Seyhan' ın da söylediği gibi, zaten Rabbimin cemalini gorebilmek en buyuk mukafat.



--------------------------------------------------------


Şimdi sıra geldi cevaplarını merak ettiklerime;







TefekkürTezekkür

26 Kasım 2010 Cuma

14 üncü 25 başlıklı yazıya açıklık.....




Her ne kadar 24 kasım akşamı, ertesi günün 25 kasım olduğunu konuşmuş isek te iş yeri hallerinden ötürü ve özellikle de öğleden sonra acele yapılması gereken işlerden dolayı günün anlam ve önemini tamamen aklımdan çıkmıştı.






Hatta öyle ki, giriş kapısında ki güvenlik görevlisinin paketim olduğunu söylemesi bile beni ayıktırmayıp, gelen paketin işle alakalı olduğunu düşünerek :P ;

güvenlik gerekçesiyle, kargo şirketlerinin ve kuryelerin ve dahi yemek siparişi getirenlerin binaya girişine izin vermemelerini (sanki burası danıştay binası yada merkez bankası ya...) her ne kadar bu kararda suçu ve etkisi olmasa da, aşağıya inmeye üşenerek, güvenlik görevlisine telefonda ufflayıp-puflayarak bir sürü söylenmiştim....



Ta ki güvenlik


"hayır esma hanım bu firmadan değil, kek mi pastamı bişey"


deyinceye kadar :D



Bu cümleden sonra sesimin tonu birden değişiverdi nedense !!!! ;)



Ve aklıma aylardan kasım günlerden de 25i olduğu geldi.






Can Öz' üme;




Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım


Her nefesim her anım, sanadır canım .......








Acelece yazdığım bu yazıya bu kadar farklı yorum ve tahmin geleceği hiç aklıma gelmezdi doğrusu.




Daha ayrıntılı bilgi ve işin doğrusu için buraya














11 Kasım 2010 Perşembe

Yaaar bu öksürüğe bir çareeeeee!


Biri bana öksürüğü kesmenin yolunu söylesin lütfen.
A.Y. gümbür gümbür öksürüyor.

10 gün önce Dr. gitmiştik. geçirdiği hastalıktan arta kalan sabah akşam öksürüklerine çare aramak üzere.

Alerjik olabileceğini söylemişti (henüz teste ihtiyaç duymamıştı.)

Damla verdi sabah akşam....

kullanadık azaltı ama geçmemişti, ara ara az öksürüyordu; taa ki düne kadar.

3 gün önce hafif burun akıntısı başladı ve dünden beride sabah akşam öksürüklerimiz her ana yayıldı.

Gecemiz uykusuz geçti :(

Sürekli yat-kalk halindeydim tüm gece.
Kucağımda uyutup, uyutup yatağına yatırdım.
Hele birinde odasına gititiğimde minik kuşu yatağın köşesinde oturduğu yerde uyumuş buldum :(

Canımın içi, bu haline yürek mi dayanır?

Bildiğim tüm yolları denedim-biri hariç (kara turpun içini oyup, bal koyarak, altından açılan küçük bir delikten sızan halini içirmek, bunu da gidince yapayım inşallah)

Akşam uyumadan önce ballı zencefil içirmiştim.

Gece ayak tabanlarına viks sürdüm.

Gene geçmeyince zeytin yağını ılıtıp göğsüne ve sırtına sürdüm

????????
yine öksürdü !


"Rabbim beterinden korusun, tüm yavrucaklar acil şifalar versin" diye dua ettim gece boyu....
Sabahda hastalığın, uykusuzluğun etkisi ile daha bir nazlı, daha bir mızmız şurubunu içmek istemedi, yarısını içti yarısını üstüne başına döktü.

Bizde öksürüğüne dayanamayan iki yürek, dayanamayarak kızdık, O da ağladı :(

Derken servisi kaçırdım, hadi arabayla gideyim deyip muayenesi geçmiş araçla çıktım yola.

Şimdi fark ediyorum ki ruhsatı da evde unutmuşum. Eve yakın benzincide araba yıkanırken telefonumu şarjda unuttuğumu fark ettim, geri döndüm.

Yolda her zaman ki gibi trafik vardı.

buna rağmen 35 dakikada -nasıl olduysa- işe geldim.

Bu seferde -6 lara kadar indiğim otoparkta yer bulamadım !

Başka bir birime ait tabelanın sökülmüş olduğunu farkettiğim bir yere (düşmüş olabileceğini hiiiç aklıma getirmiyorum ) park ettim.

Bir çay ve bir çubauk krekerla kahvaltımı yapıp arkama yaslandım ......

veeeeee

cep telefonumu bu seferde arabada unuttuğumu fark ettim....

....

....

....

Bu günün kalan kısmınada bu şekilde devam etmem inşallah. (Allah beterinden korusun)

Güne desdursuz mu başladım ne !
Gerçi bugüne ne zaman başladım o da belli değil ya.....


hadi herkese mutlu günler, yolunda giden işler......

5 Kasım 2010 Cuma

işe gidelim para alalım.......

Kendince deniz kurdu.
Denizin içinde taşlar, ağaçlar, balıklar hepsi bir arada yaşıyorlardı !
Denizi sınırlayan bir çit vardı ve bu çitin aralıklarından deniz suları taşmıyordu !


Ve ıstakozlar tersde yüzebilirdi !
Denizin dışına atılmış, dışlanmış sarı küçük bir balık vardı.
Ne yaptıysak o yavru sarı balığın suçunu öğrenemedik ve denize geri koydurmayı (koymayı ) başaramadık.
Biz koyduk, O çıkardı ! Acaba suçu neydi ?



Sonra oyun bitti.
Uyku saati geldi.
Işığı kapatmak için benimle kapıştı.
523 kere ışığı açtı-kapattı ama sonra ben kapatacaktım diye yine ağladı !
demek ki; O na 523 kere açtırıp-kapattırmak için boşuna uğraşmış ve vakit kaybetmişim :P
Bu kapışmanın ardından ben salona geçmiştim ki,
altına çişini kaçırdı (artık kaçırdımı 523 kez ışığı kapatmasına izin vermemin teşekkürü olarak ağlamasının öcünü almak için bilerek mi yaptı bilinmez )

O na çok üzüldüğümü söyledim.
Kıyafetlerini gösterip,
ben: bak kirlendi, ıslandılar napıcaz şimdi?
A.Y. temizin giycem.
ben: temizi yok !!!
A.Y. o zaman işe gidelim para alalım, markete gidelim küçücüüük kilot alalım.(avuçlar birleştirilip küçücük şeklen anlatılarak ve koca bir sırıtışla)
ben: hönk !!!
3-5 sn sonra kendime gelince...
ben: işe gidince öyle hemen para vermiyorlar canım ! o parayı almak için saatlerce, günlerce, haftalarca çalışıyoruz tamam mı? Özhaaaan duyuyo musun konuştıklarımızı.......

27 Ekim 2010 Çarşamba

eşimde, çocuklarımda yaptığım fedakarlığın kıymetini hiç bilmedi!

A.Y. yi kreşten aldım. Eve giderken apartmanın yanındaki çöp konteynırlarının yanında kedilere mama veren epey yaşlı bir teyze gördük.
Kedi ve köpeklere takıntılı A.Y. yemek yiyen kedileri görünce es geçebilir mi hiç?
Teyze iki-üç adım uzaklaşmıştı ki biz konteynırların yanına geldik. A.Y. nin ilgisini gören teyze yanımıza geri geldi.
- aman hayvanları sevsin, sevdirin, hayvanları seven insan merhametli olur. Hem Allah sadece bizi yaratmamış ki ! değil mi ?
dedi.
koyu renk pardüsesi ile çok uyumlu baş örtüsü içinde ay gibi parlak yüzüyle bize bakan teyzeye gülümsedim ve;
-elbette teyzeciğim, zaten çok seviyor-uz- ve elimizden geldiğince hayvanları anlatmaya ve sevdirmeye çalışıyoruz
dedim.
elimde A.Y. nin çantasını görünce;
-okula gitmek için çok küçük ama kreşe mi gidiyor?
diye sorup,
- vazifelisiniz herhalde
diye yorumladı.
-evet malesef....
dedim biraz burukca.
-aman kızım aman çalışın, ben öğretmen çıktım, sonra yurtdışında ihtisas yaptım. Sonra evlenip çocuklarım olunca, onları iyi yetişmek için, evde onlara bakmam gerektiğini düşünüp çalışmadım, ama şimdi çok pişmanım. Üç çocuğum var en küçüğü 23 yaşında, hepside üniversiteli oldu, hiç biride çalışmamamdan mutlu olup da iyi ki bizi büyütmüşsün demiyor.
Hayat şartları.....
çalışsaydım daha iyi imkanlar içinde olurlardı !
Eşimde, çocuklarımda yaptığım fedakarlığın hiç kıymetini bilmediler.
dedi.

Tam bu konuya arkadaşlarla kafa yorup yorup, yine aynı yerden başladığımız günlerde, fazlasızla bilinçli ve kültürlü görünen bu teyzeciğin söyledikleri benim için çok manidar oldu.
-teyzecim ilaç gibi geldi söyledikleriniz.
diyebildim sadece.
-bak; bu kedilere mama almak için bile başkasına muhtaç oluyorsun.
dedi ve
-iki tanede evde kedim var, sokak kedileri için aldığı hazır mamayı kast ederek; onlar bu mamayı beğenmiyorlar daha özel mama yiyorlar.
dedi.
Sonrada, bulunduğumuz bölgedeki sokak hayvanları koruma derneğinin (yanılmıyorsam) temsilcisi olduğunu söyledi.
ismini ve oturduğu daireyi söyledi bize A.Y. nin evindeki kedileri sevmesi için bizi davet etti.
Çok memnun oldum.
İsmimi sordu, sonrada tekrarlattı.
-Kusura bakmayın unutmayayım diye tekrar sordum.
dedi.
-Olur mu teyzecim biz bu yaşta unutuyoruz, sizn unutmanızda sorun mu?
dedim.
Görüşmek üzere diyerek ayrıldık........
.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Annesinin kollarından, annesinin koridorlarına.....

Zaman denen şey nasıl bir şey !!!
Daha halâ;
azca kendi bebekliğimi, çokca çocukluğumu hatırlarken,
Çokca da annemin dairesine gitmeye nasıl can attığımı hatırlarken,
Azca sevinçle koridorlarında dolaştığımı, çokca koridorun köşesindeki koca çiçeği hatırlarken (dibinde çekilmiş fotoğrafımın etkisiyle) ,
Azca bahçede düzenlenen kutlamaları, çokca annemin kucağında verdiğim pozları hatırlarken,
Çokca dairenin bahçesindeki süs havuzunun duvarında yürümeye çalıştığımı, azca içine düşüp üstümü başımı ıslatışımı hatırlarken,
Çokca orada nasıl zevkle resim yaptığımı, azca kopya kalemiyle boyadığımı hatırlarken,
Çokca masada sabitlenmiş koca kalem traşla açtığım kalemleri, azca karbon kağıtları ile oynayışımı hatırlarken,


Çokca annemin masasının arkasındaki çaycı zilini, azca çay ocağını hatırlarken,
Çokca içdiğim gazozları , azca içtiğim adaçayını hatırlarken,
Çokca annemin mesai arkadaşlarını, azca yapılan çay partilerini hatırlarken,

Şimdi de bunlar ve benzerleri oğlumun hafızasına kaydolunuyor,
kimileri azca,
kimileri çokca.
Dilerim tıpkı benim ki gibi
hep mutlulukla.....

12 Ekim 2010 Salı

bu logar kapakların her biri AYRI bir kapak !!!

Çocuk haklı !!!
Hayatında ilk kez logar kapağı görmüş.

e merak duygusu da maşallah-lık !
Hal böyle olunca bundan başka nasıl bir görüntü ortaya çıkabilirdi ki ?
:)

Dibinde ne olduğunu etraflıca incelendikten sonra,

çevreden içine atılabilecek birşey arayışına girdi.

Boş bulunan bir deliğe taş atmak demek ki iç güdüsel bir durum ! ? ??!?

Bizim zamanımızda her yer taş toprak mıydı ne? Hiç taş arayıpta bulamadığımı hatırlamıyorum :)

Gerçi ben taş aradığımı da hatırlamıyorum :P

ama illaki aramışımdır, en azından 5 taş oynamak için.
Bu da başka bir logar kapağı ve işte kocaaa bir taş,

Bu sefer geçen kapaktan tecrübeli,
önce doğru taşa yöneldi....
ve gerçekten onu kucaklamaya yeltendi !!!
sanki kaldırabilirmiş gibi,
sanki o deliklerden sığabilirmiş gibi.
:)

kaldıramayacağına kendi tecrübesiyle kanat getirdi.

yol boyunca ne kadar kapak varsa kafa uzattı içine !!!

O' na en âla oyuncağı versek;
bu kapaklar kadar ilginç gelir miydi bilemiyorum.




Okulda çorabına bilemem ne olup, yedek çorabı da ıslanınca spor ayakkabılarını çorapsız giymekten başka çaresi kalmamıştı.

Çorapsız spor ayakkabıya -haklı olarak- bu kadar dayanabildi !


Yere çıplak ayakla basmak çoook çok hoşuna gitse de

O nu bu halde, içim cız ederek kısa bir süre izlemeye dayanabildim....



Benim itirazımdan kaçış,
yalın ayak, yalın ayaklığa koşuş.


Deney saati.


Ayaklarında, bilhassada ayak parmaklarında bunu hissetmeyi seviyor,

ya da çok ilginç buluyor demek ki !!!


ilginç.