16 Şubat 2011 Çarşamba
öylesine, bizim evden bişeyler, benim için önemli şeyler....
Pazar sabahı 3,5 aylık bebekleri ile kuzenim ve eşi bize kahvaltıya geldiler.A.Y. kendinden beklemediğim bir performans ile bebişe gayet ilgili ve tatlı tavırlar sergiledi :)
Hatta en sevdiği oyuncaklarından olan köpeğini bile oynaması için bi koşu odasından getirdi ve
O' nunla paylaşmak istedi ! :)
Her ne kadar şu an 2 çocukla baş edebileceğimi düşünmesemde bana bu tavrı az da olsa cesaret verdi doğrusu. Doğru zamanın ne zaman olduğunu hiç bilmiyorum. ama 4 yaşından önce olmazmış gibi geliyor. Neyse bu konu uzar....... Daha sona bozuk olmayan scooterını tamir etti ! 
Sonra bir ara mutfakta karşılaştığımızda çayını içmiş, kalanını lavoboya dökmüş, bardağını makineye koyuyordu !!!!
Ben fesat anne olarak hemen "annecim napıyosun ? " diye bir giriş yapmıştım ki .....
"bardağımda kalanı döktüm, bulaşık makinasına koyuyorum" demesin mi :O

15 Şubat 2011 Salı
kaybolan çorap teki teorisi

14 Şubat 2011 Pazartesi
Bir zeytinyağlı meyve hikayesi! yoksa çakma osmanlı yemeği mi desem?
Perşembe gün marketten yer elması almıştım. Ben çok severim yer elmasını. Küçükken annemle babam çok alırlardı. Ben Burdurluyum, orda büyüdüm, bizim orada çok olurdu. Ama yemeğini bilmezdik. Böyle meyve gibi, kabuklarını binbir emekle soyup, atıştırmalık olarak yerdim/k.valla çok da güzel olurdu !
du diyorum çünkü İstanbulda olmamdan mııııı , ticari kaygının dozunun bu derece artması, daha açıkcası herşeye hile-hurda karışması, herşeyin hormonla ve binbir kimyasalla yetiştirilmasi sebebi ile mi bilinmez artık eski tadı tuzu yok. Benim yediklerim çok lezzetliydi, şimdi aldıklarım aynı beyaz patates !
Neyse işte bu yer elmalarını yemek olarak pişirmeye karar verdim.
Daha önce 1 kez yemiştim ama tadını tam hatırlayamıyordum.
Cumartesi gün girdim mutfağa.... ( hergün giremiyorum ya :P )
Yer elmasını çıkarttım, içine ne koyacağımı düşündüm.....
Aklıma klasik olarak soğan ve havuç geldi. Bir gün önce zeytinyağlı pırasa bitirmiştik ve ben yemeklerin içindeki havucu ayıklayan biri olduğumdan bunun içinede tekrar havuç koymak istemedim.
Düşünürken çekmecede ki ne zaman aldığımızı dahi unuttuğum 2 adet ayva gözüme çarptı.
Neden olmasındı?
E bu yemeğe limon suyu koyacaktım, yanında aynı familyadan gelen portakalın suyuda konabilirdi.
Son olarak daha önce pişirdiğim kerevizin içine koyduğum grany smith Elmanın ( çok ekşi olanlar varya) çok yakıştığını hatırladım, ama şuan bizdeki amasya elmasıydı.
e olsundu, diğerinide evde o var diye koymamışmıydım nasılsa :)
Soğanları zeytin yağında çevirip, üzerine emek emek* soyup irice rast gele doğradığım yer elmalarını attım. Biraz daha çevirdim.Sonra soyup dilimlediğim ayvaları atıp bir süre kavrur gibi yaptım.
Ve sıktığım 1 portakal suyuyla birlikte 1/2 limon suyunu ve de 1 tatkı kaşığı şekeri ekledim.Az birazda tuz.
Üzerine biarzcık da su ilave ederek bir süre pişirdikten sonra en son elmalarımı ekledim.
* emek emek deyince aklıma gelen;
.
7 Şubat 2011 Pazartesi
biri bu gidişe dur desin !
Neredeyse son bir ayın, her haftasının, her hafta içinin, 4 günü işi bırakıyorum 1 günü acaba ? diyerek vazgeçiyorum. Kalan 2 gün olan hafta sonunuda yeni gelen haftanın nasıl geçeceğini düşünerek, korku ve tedirginlik içinde çocuum ve kocamla vakit geçirirken bu duygularımı bastırmaya çalışarak geçiriyorum.
Bu noktaya nasıl geldik?
3 hafta kadar önce A.Y. sabahları bizim işe, O' nun sa kreşe yetişebilmesi için sınır olan saat 7:00 hadi çook zorlarsak 7: 10 da uyanamamaya başladı.
Elbette ki sadece iş bu gecikmeden ibaret değil.
Onu yaşadığım tüm telaşın, koşturmanın, kaçan dünyayı yakalamacanın dışında tutmaya çalış-tım-ıyorum. Sabahları kalbimin olanca güm gümlemesine, gözümün O' na çaktırmadan habire saate gitmesine rağmen sakin ve usulca konuşmaya zorlanmış sesimle, herşeyi aynı usul ve aynı sırayla yapmaya çalışmakla........
İlk çabamız elbetteki daha erken yatırmaya çalışmak oldu. Zaten 9 da yatağa girmiş oluyorduk.
En son dün gündüz uykusuna yatırmayarak akşam saat 20:00 da uyumasını sağladık ama sonuç nafile :(((((
Çocuk sabahları uykusunun bölünmesini is-te-mi-yor !!! kendi kendine uyanmak istiyor.
Sabahları yumolu yumomun içine kaçan çaki ye, ne O' nun ne de bizim dayanma güzcümüz kalmadı :(((((
Şu an başım öyle ağrıyor ki ne yazdığımında tam olarak farkında değilim. ama bu yazıı bu hali ile yayına vermekde de kararlıyım, bende sizinle ilk okuma yapıcam :s ha birde unutmadan cumartesi daha öncede zevkle yemek yediğimiz ve memnun kaldığımız bir yerde kuzu eti yiyip zehirlendik, anladığınız üzere çok şükür halen hayatta ve sağlıklıyız, her ne kadar kusma özürlü kocama gece sabaha kadar serum verselerde.
4 Şubat 2011 Cuma
var olanın gerektirdikleri
bir süredir böyle en alt çekmecede idare ediyorduk...... istediği zaman açıp, istediğini seçiyordu....... artık çekmece kapanmaz..... içinden seçilemez oldu........ bize bir kitaplık şart oldu. Yalınlaşmak istiyorum,
1 Şubat 2011 Salı
bir işin içinde olmak.... her işin içinde olmak !
28 Ocak 2011 Cuma
adamın yeşili oluyor, domates diş çürütüyor, büyüyünce büyük abi olunuyormuş meğer :D
yaklaşık bir 6 ay öncesi ikimiz arabayla babannesine giderken:
A.Y. : anne adam nereye gitmiş?
ben : hangi adam annecim ? (göz ucuyla etrafa bakınarak)
A.Y. : yeşil adam !
ben : ! ! ! ! ? ? ?!!!% ! ?& ????
not: olayın geçtiği aylarda favori rengi yeşil, üstelik yeşilin hangi renk olduğunu bilmeden. herşey yeşil, herşeyin yeşili ! ???????????

pazartesi akşam, Dr. un muayene sonrası verdiği topitop şekeri her zaman üç yalamadan sonra atan A.Y. ilk defa hepsini, hemde ağzında katır kutur yemeyi becerdikten sonra, evde:
ben : bak annecim dişime.... çürümüş, görün mü ? ( ağzımdaki dolgumu göstererek, salı gün gideceğim Dr. kontrolünü fırsat bilerek, bir daha şekeri ağzında kırarak yememesini , hatta çok yememesini, hatta ve hatta hiç yememesini sağlamak amaçlı yatırım yapıyorum :P biz zaten şeker vermiyoruz ama işte böyle dış güçlerin etkisiyle bazen ele geçirebiliyor. Şimdiye kadar da pek ilgi göstermiyordu da aslında..... )
A.Y. : anne noldu dişine ?ben : şeker, çikolata yedim, şekeride ağzımda kırarak yedim, çürüdüler. Yarın Dr. a gidicem, bakacak. (zaten şekeri yerkende dişini çürütür demiştim :) )
akşam ara ara...
A.Y. : anne aç ağzını bakiim.
ben : aaaaaaaaa, bak işte burda gördün mü?
iç ses: aaa ohh ohh iyi unutmamış.
ertesi sabah A.Y. oturağında sabah boşaltımını yaparken......
A.Y. : anne hani sen çok DOMATES yemişdinde dişin çürümüşdüya.....
ben : :D eeeeeeee, bi kere dişlerim çok ŞEKER yediğim için çürüdü !
A.Y. : bak şimdi, sen şimdi doktora gitme....
sen işe git, ordan bir çöp al, orayı böyle böyle yap çıkart.
ben : :I !!! ? !!! ? \ %!? !?! !& ^?! !!!!! ?????
iç ses: aaahhh yavrum beniiim, her istediğine işe gidince alayım diye avutuğumuzdan olacak ki, çöp almaya bile işe gönderir oldu. ( burda güleyim mi ağlayayım mı karar veremedim. )
Dün akşam ,(perşembe akşamı ) 5 de kreşten alırken, Leyla öğretmeniyle kısaca günün değerlendirmesini yaptıktan sonra.......
Ben : İyi akşamlar.
Leyla hn. : iyi akşamlar, Ahmet Yusuf haydi güle güle yarın görüşürüz....
A.Y. : yok yarın tatil. ben yarın gelmicem de taaaaaa pazartesi gelicem !
aynı gün eve giderken
ben : canıım bebeğiiim benim.....
A.Y. : anne bana bebeğim deme !
Ben : aaa neden ? ne diyeyim annecim?
A.Y. : ben büyüdümya artık bana büyük abi de.
ben : tamam benim canım büyük abiiim :DDDD
aynı akşam
Öz. : oy benim fıstık tontom.......
A.Y. : annneeeee babam bana tontom diyoo, büyük abi demiyooooo !
11 Ocak 2011 Salı
gerçek oyun
Epeydir yazamıyorum, yazsamda seni yazamıyorum.Zaman öyle çabuk geçiyor ki !
Geçerken hafızamda, hafızalarımızda
paniklediğim, zorlandığım, sabredemediğim, Allah ım sabır dediğim anların değil,
heyecanlandığım, umutlandığım, inanamadığım, inanamaz gözlerle baktığım, sevdiğim, sevdiğimi hissettiğim, sevdiğimi hissettirdiğim, sevildiğim, sevildiğimi hissettiğim, coştuğum, yaşamak ve varolmak kavramlarının içini daha da doldurduğum anların en çok yer etmesini istiyorum.
En son kulpsuz silindirlerle renk ayırt etme çalışması yaptık....
Mercimek, fasülye, nohut kısaca bakliyatlar en sevdiğin oyun aletleri arasında.kimi zaman kendince aktarma çalışması ........
kimi zaman mercimek içinden nohut ayıklamaca........
.....kimi zaman yemek pişirmece.
Büyüdükçe oyunlardan çıkıp gerçek hayatın içine daha da fazla giriyorsun, ya da hayat seninle oyunlaşıyor ?23 Aralık 2010 Perşembe
öksürüğe en tatlı ve en lezzetli çare :)

Tam da öksüre çareler aradığım günlerin ardından çare olarak böylesi bir haberi okumak bana çok iyi geldi. A.Y. nin de yediği yiyeceği en tatlı ve lezzetli ilaç olur herhalde :)
buyrun haber (kaynak: zaman ) : Bilim adamları özellikle 18 yaş altındaki çocuklarda ve gençlerde zararlı olan öksürük şurupları yerine, inatçı öksürüklerin tedavisi için çikolatayı öneriyor.
The Telegraph'ta yer alan habere göre, araştırmacılar kakao ve çikolatadaki "teobromin" adlı bileşenin öksürüğü kestiğini belirlediler. Yararlı olduğu tam olarak kanıtlanırsa, iki yıl içinde ilaç şeklinde piyasaya sürüleceği kaydedildi.
İngiliz Ulusal Akciğer ve Kalp Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, kakao ve çikolata içerisinde bulunan "teobromin" isimli maddenin öksürüğü engellemeye yardımcı olduğu tespit edildi. Çikolatadaki "theobromine" isimli maddenin, boğazda kaşıntıyı ve öksürüğü önlemede öksürük şuruplarından bile daha etkili olduğunu söyleyen araştırmacılar, öksürük şuruplarında bulunan "codeine" isimli maddenin özellikle 18 yaş altındaki çocuk ve gençlerde faydasından çok zararı bulunduğunu açıkladılar. Teorik olarak öksürüğü yatıştırmada bir parça bitter çikolatanın yeterli olabileceğini söyleyen araştırmacılar, ihtiyaç duyulan gerçek dozun belirlenmesi için henüz çalışma yapılmadığını ifade ettiler.
1 Aralık 2010 Çarşamba
Seyhan sormuş, ben cevapladım.Ben 7 kişiye sordum.....
Demiş ki yazısında:
"Mimlenilmek de, mimlenileni okumakda keyif veriyor insana. Zira o kisiyi daha yakindan tanimamiza firsat veriyor. " aynen katılıyorum.
İşte beni yakından tanımanıza vesile olacak o sorular ve benim cevaplarım........
*En sevdiginiz kelime: Aşk, su ve o anda ihtiyacımı karşılayacak tüm kelimeler hoşuma gidebilir :)
* Nefret ettiginiz kelime: Nefret ettiğim özel bir kelime yok aslında, hakaret içerikli tüm kelimelerin hoş olmadığını düşünüyorum.
* Ne sizi heyecanlandirir? Oğlumun hayatı öğrenmesi ve gün geçtikçe benimle yetişkin gibi diyaloglar kurup, birlikte birşeyler yapabilmek çok heyecanlandırıyor Ve birde gezmek ve gezi planları yapmak çok heyecan veriyor. Aaa birde uzun zamandır görmediğim sevdiğim bir insanı görmek/ görecek olmak.
* Heyecaninizi ne oldurur? Yaptığımız bir planın yada hayalin gerçekleşmemesi.
* En sevdiginiz ses: sevdiklerimin sesi. Annemin, aşkımın ve oğlumun (en çokda fışfış kayıkçıyı söylerken ki kelimelere yaptığı vurgu sırasında ki uzatma sesleri) , yağmur ve su sesi.
* Nefret ettiginiz ses: Belli periyotlarda devam eden kesintisiz seslere sinir olurum. Sürekli devam eden tık sesi, bazen sessizlikte saat sesi bile olabilir. Diğer katlardan gelen tadilat sesi. Kedilerin bebek sesine benzer ses çıkartması.
* Hangi meslegi yapmak istemezsiniz? Polis yada asker olmak istemezdim. Politikacı olmak istemezdim.
* Hangi dogal yetenege sahip olmak istersiniz? Bütün dilleri anlayabiliyor ve konuşabiliyor olmayı isterdim. Birde unutmak istemediğim hiçbir şeyi unutmamayı isterdim.
* Kendiniz olmasaydiniz kim olmak isterdiniz? Sahabelerden biri olmayı çook isterdim.
*Nerede yasamak isterdiniz? Dün Yüreğine Sor filmini izlerken filmin çekildiği Karadeniz yaylalarındaki köylerde yaşamayı istemiştim :) Ya da sakin, yeşillikler içinde bir yerde mesela İsviçrenin köylerinden birinde yaşamayı isterdim.
* En onemli kusurunuz: Kusurum çook :) ama en önemlisi sorulmuşsa....
çok sabırsız olmam galiba, birazda zor sinirlenen fakat sinirlenince uzun zaman sinirini atamayan biri olamm diyebilirim. Sinirimin geçmemesi beni çok rahatsız ediyor.
* Size en fazla zevk veren kotu huyunuz: Yok öyle bir şey.
* Kahramaniniz kim? herhalde çoğu kişi gibi benimde Babam ve esim.
* En cok kullandiginiz kotu kelime: Gıcık kelimesi, arada bir de -ne hikmetsede genellikle araba kullanırken sinyal vermeden dönenlere- gerizekalı kelimesi
* Su anki ruh haliniz: hafif baş ve boyun ağrısı hissettiğim için biraz gergin.
* Hayat felsefenizi hangi slogan ozetler? Hayat şeklime yön veren cümle olan; Rad suresinin 28.ayeti kerimesi: " İyi biliniz ki kalplar ancak Allah ı anmakla huzur bulur."
ve Al-i İmran Suresi, 185. ayeti kerimesi: "Her canlı ölümü tadacaktır. "
* Mutluluk ruyaniz nedir? Sevdiklerimle rabbimi memnun edecek şekilde huzurlu ve sağlıklı günler geçirmek. Tüm dünyayı görebilmekHergunumuz
* Sizce mutsuzlugun tanimi: İnsan fıtratının dışına çıkmak. İnsanın kendini ve yaradanını bilmemesi ve Rabbimizin rızası dışında hareket etmek. O zaman yapılan ve yapılacak herşey boş geliyor. Bakınız hayat felsefemi özetleyen slogan 2.
* Nasil olmek isterdiniz? Allah ın rızasını kazanmış olarak, kelime-i şehadet getirerek ve ardımda bana muhtaç kimse kalmadan, tabi ki bende kimseye muhtaç olmadan.
*Oldugunuz zaman cennete giderseniz Allah'in size ne soylemesini istersiniz? İnşallah cennete gielimde ve Rabbimin Cemalini görelimde......
Seyhan' ın da söylediği gibi, zaten Rabbimin cemalini gorebilmek en buyuk mukafat.
--------------------------------------------------------
Şimdi sıra geldi cevaplarını merak ettiklerime;
TefekkürTezekkür
26 Kasım 2010 Cuma
14 üncü 25 başlıklı yazıya açıklık.....
güvenlik gerekçesiyle, kargo şirketlerinin ve kuryelerin ve dahi yemek siparişi getirenlerin binaya girişine izin vermemelerini (sanki burası danıştay binası yada merkez bankası ya...) her ne kadar bu kararda suçu ve etkisi olmasa da, aşağıya inmeye üşenerek, güvenlik görevlisine telefonda ufflayıp-puflayarak bir sürü söylenmiştim....
25 Kasım 2010 Perşembe
11 Kasım 2010 Perşembe
Yaaar bu öksürüğe bir çareeeeee!

A.Y. gümbür gümbür öksürüyor.
yine öksürdü !
"Rabbim beterinden korusun, tüm yavrucaklar acil şifalar versin" diye dua ettim gece boyu....
Sabahda hastalığın, uykusuzluğun etkisi ile daha bir nazlı, daha bir mızmız şurubunu içmek istemedi, yarısını içti yarısını üstüne başına döktü.
Gerçi bugüne ne zaman başladım o da belli değil ya.....
hadi herkese mutlu günler, yolunda giden işler......
5 Kasım 2010 Cuma
işe gidelim para alalım.......
Kendince deniz kurdu.Denizin içinde taşlar, ağaçlar, balıklar hepsi bir arada yaşıyorlardı !
Denizi sınırlayan bir çit vardı ve bu çitin aralıklarından deniz suları taşmıyordu !
Ve ıstakozlar tersde yüzebilirdi !Denizin dışına atılmış, dışlanmış sarı küçük bir balık vardı.
Ne yaptıysak o yavru sarı balığın suçunu öğrenemedik ve denize geri koydurmayı (koymayı ) başaramadık.
Biz koyduk, O çıkardı ! Acaba suçu neydi ?

Sonra oyun bitti.
Uyku saati geldi.
Işığı kapatmak için benimle kapıştı.
523 kere ışığı açtı-kapattı ama sonra ben kapatacaktım diye yine ağladı !
demek ki; O na 523 kere açtırıp-kapattırmak için boşuna uğraşmış ve vakit kaybetmişim :P
Bu kapışmanın ardından ben salona geçmiştim ki,
altına çişini kaçırdı (artık kaçırdımı 523 kez ışığı kapatmasına izin vermemin teşekkürü olarak ağlamasının öcünü almak için bilerek mi yaptı bilinmez )
O na çok üzüldüğümü söyledim.
Kıyafetlerini gösterip,
ben: bak kirlendi, ıslandılar napıcaz şimdi?
A.Y. temizin giycem.
ben: temizi yok !!!
A.Y. o zaman işe gidelim para alalım, markete gidelim küçücüüük kilot alalım.(avuçlar birleştirilip küçücük şeklen anlatılarak ve koca bir sırıtışla)
ben: hönk !!! 3-5 sn sonra kendime gelince... ben: işe gidince öyle hemen para vermiyorlar canım ! o parayı almak için saatlerce, günlerce, haftalarca çalışıyoruz tamam mı? Özhaaaan duyuyo musun konuştıklarımızı.......
27 Ekim 2010 Çarşamba
eşimde, çocuklarımda yaptığım fedakarlığın kıymetini hiç bilmedi!
A.Y. yi kreşten aldım. Eve giderken apartmanın yanındaki çöp konteynırlarının yanında kedilere mama veren epey yaşlı bir teyze gördük. Kedi ve köpeklere takıntılı A.Y. yemek yiyen kedileri görünce es geçebilir mi hiç? Teyze iki-üç adım uzaklaşmıştı ki biz konteynırların yanına geldik. A.Y. nin ilgisini gören teyze yanımıza geri geldi. - aman hayvanları sevsin, sevdirin, hayvanları seven insan merhametli olur. Hem Allah sadece bizi yaratmamış ki ! değil mi ?dedi. koyu renk pardüsesi ile çok uyumlu baş örtüsü içinde ay gibi parlak yüzüyle bize bakan teyzeye gülümsedim ve; -elbette teyzeciğim, zaten çok seviyor-uz- ve elimizden geldiğince hayvanları anlatmaya ve sevdirmeye çalışıyoruz
dedim. elimde A.Y. nin çantasını görünce; -okula gitmek için çok küçük ama kreşe mi gidiyor?
diye sorup,
- vazifelisiniz herhalde
diye yorumladı.
-evet malesef....
dedim biraz burukca.
-aman kızım aman çalışın, ben öğretmen çıktım, sonra yurtdışında ihtisas yaptım. Sonra evlenip çocuklarım olunca, onları iyi yetişmek için, evde onlara bakmam gerektiğini düşünüp çalışmadım, ama şimdi çok pişmanım. Üç çocuğum var en küçüğü 23 yaşında, hepside üniversiteli oldu, hiç biride çalışmamamdan mutlu olup da iyi ki bizi büyütmüşsün demiyor.
Hayat şartları.....
çalışsaydım daha iyi imkanlar içinde olurlardı !
Eşimde, çocuklarımda yaptığım fedakarlığın hiç kıymetini bilmediler.
dedi.
Tam bu konuya arkadaşlarla kafa yorup yorup, yine aynı yerden başladığımız günlerde, fazlasızla bilinçli ve kültürlü görünen bu teyzeciğin söyledikleri benim için çok manidar oldu. -Olur mu teyzecim biz bu yaşta unutuyoruz, sizn unutmanızda sorun mu?
13 Ekim 2010 Çarşamba
Annesinin kollarından, annesinin koridorlarına.....
12 Ekim 2010 Salı
bu logar kapakların her biri AYRI bir kapak !!!
Boş bulunan bir deliğe taş atmak demek ki iç güdüsel bir durum ! ? ??!?
:)
kaldıramayacağına kendi tecrübesiyle kanat getirdi.
yol boyunca ne kadar kapak varsa kafa uzattı içine !!!
O' na en âla oyuncağı versek; bu kapaklar kadar ilginç gelir miydi bilemiyorum.

Okulda çorabına bilemem ne olup, yedek çorabı da ıslanınca spor ayakkabılarını çorapsız giymekten başka çaresi kalmamıştı.
Çorapsız spor ayakkabıya -haklı olarak- bu kadar dayanabildi !
Deney saati.












