25 Kasım 2009 Çarşamba

bunun adı AŞK, O nunsa lakabı,



25 kasım;
her yıl sektirmeden kutladığımız,  ilk zamanlar her ayın aynı gününü  kutladığımız (ara ara hatırlayıp devam ettiğimiz)  nişan değil, evlilik değil ilk tanışmamız değil,
iki ayrı     BENlikken      BİZ    olduğumuz, 'ben' demeyi unuttuğumuz, her cümleye 'sen'  diye başladığımız, sonrasında hayatın zorluklarının en az yarıya indiği, güzelliklerin ve mutluluklarınsa en az iki katına çıktığı günün adı.

Otobüste gördüm ilk O nu.
Hem de ilk eksiklerimi gidermek için ilk dışarıya çıkışımda, ilk otobüse binişimde,  ilk yurt günlerimde, ilk üniversite yılımda......
İlk gördüğüm andan  aklımda kalan tatlı, sıcacık bir bakış ve unutulmaz bir gülümseme.
Alışmaya çalışılan ama alışılamayan ilk ünüversite günlerinde....

Hiç aklıma gelmeyecek olan tekrar görmekti;   kim olduğu belirsiz, neci olduğu belirsiz, herkes gibi ama herkesden farklı olan, sadece güzel bir insan olarak görülen sıcacık gülümseyen bu adamı.

Oda arkadaşım Canan. Şimdi kim bilir nerelerde?
ve Onun oda arkadaşı aynı sınıfta değillermiymiş meğerse  :)
Bak şu kaderin işine  :D
Kadere direnmeyip tanıştık  işte bizde  :P


Bundan 13 yıl önce.
Tarih   25.11.1996.
Günlerden pazartesi.
Yer  E.Ü.  Kampüsü  Mühendislik  Fakültesi önü.

Hiç gelmeyeceğini sandığım gün.
Aynı saatte aynı yerde.
Yine gelip, hep gelip hiç gitmeyince.
Her ders çıkışı O nu karşımda görünce...............
Aklımda tek tereddüt olan ailem.
O hiç görmediği ve hiç göremeyeceği elleri mis kokulu babamı rüyasında görünce
Elleri mis kokulu babam ona inci bir kolye verince.
Ve bu rüyanın tabirine,  gidip kitapçıdaki bir rüya tabirleri kitabından okuyunca*

Birbirimize yoldaş kaldığımız annanem rahmetli, derdi ki;
"Allah ım  E. yi de baş göz edince al emanetini" 
Canım benim yalnız kalmayı hiç istemezdi. Bilmezdi ki her zaman, her koşulda başımzın tacı, evimizin bereketi.........
İşte tamda henüz ben biz olmuşken Allah-ü Teala alıvermişti emanetini.

Bu sevki ilahi miydi ?
Herşey elbette Haktan.  Ama bu kadar bariz mi sevk edilirdi iki insan?

O sene yaşadığım pek çok şey gibi O da  ilkti hayatımda.
İlk aşkım .................  ve elbette son.

Ve eğer varsa bu dünyada her kesin bir ruh eşi ne mutlu ki bulmuşuz birbirimiz.
Bu süprizle döktüm işte içimdekileri :)

Herşeyde önce Sen diyen ben,
bu konuda biliyorum  seni üzüyorum ve malesef  ben diyorum.
İnan canımın Öz.ü  ben.
ben daha çok.
Ve her mesajımın, her mailimin ardına, her tel. konuşmamın sonuna eklediğim gibi
burayada ekliyorum....
Ve
ben daha çok
diyorum
Seni çok seviyorum
Ben daha çok seviyorum
;)

Beni tanıyanlar şaşırıyor evlilik yıl dönümümüzü, nişan günümüz ve doğum günümü bile unutuğumu duyunca.
Bunların hepsini unutabiliyorum.
Çünkü ben hep 25 kasımı  kutluyorum  :)

Ben en çok yıllardan 1996 yı
Mevsimlerden sonbaharı,
Aylardan Kasımı,
Günlerden pazartesiyi,
Ayın 25 ini seviyorum.

Siz okuyucularada daha büyük aşklar diliyorum.
:)


*Rüyada bir inciye malik oldugunu gören kimse, evlenir. Rüyada inci gü­zel bir kadına veya hizmetçiye işarettir. Erkek bir kimsenin, boynunda inciden gerdanlik görmesi, eger o kimse Kuran ögreniyorsa, onu ezberler, islam hukukunu ögrenmeye çalisiyorsa, onu tahsil eder. Eger bir sey söz vermisse, sözünü yerine getirir. Böyle bir sey yok ve kendisi de bekarsa, Kurani güzel okuyan bir kadinla evlenir.

her ne kadar bu rüyadan 7 yıl sonra evlenmiş olsakta  :)
Ve halen güzel Kuran okuyabilme umudumu yitirmiş değilim  :P
.
.
*******************************

BDC - 25.11

Senin ugruna hacker bile oldum...

Seni cok seviyorum... 25.11. imiz kutlu olsun....

Ve cumle aleme ilan ediyorum BDC... "Ben daha cok seviyorum "demektir... Biz 96 dan beri bunun kavgasını veriyoruz.

Öz' ün

24 Kasım 2009 Salı

cisco yaparsa !!!

video

Bende bu mağzaya gitmek istiyorum.

Böylece benim için bir eziyet demek olan alışveriş süper kolay hale gelirdi doğrusu.

Cisco işini iyi yapıyor biliyoruz da reklamnınıda çok iyi yap(tır)mış. Tebrikler

23 Kasım 2009 Pazartesi

hayatında ki ilk.........boya kalemleri



Hayatında ki  ilk  boya  kalemleri.

Eline biraz büyükçe kalsa da....

Avcunun tamamen doldursa da......

Kalemi bastırma hızını henüz kavrayamayan minik eller için yapılmış   :)
Ve çok severek kullanılmış :)



Bu ise hayatında ki ilk   boyama kitabı    değil aslında.
Hayatında ki ilk     boyadığı boyama kitabı    şeklinde düzelte bilirim.

Daha önce  heveslenip almıştık.  Ve o kitapcağazında akıbeti bundan farksız değildi aslında.

Tek farkla.
O henüz boyanamadan bu hale gelmişti  :)

Düzgün boyanmış olan sayfada annesi A.Y. ye nasıl boyanacağını gösteriyor gibi yapıp
kendi hevesini aldı :P





 Ve A.Y. olay yerinden hızla  ayrılırken objektiflere yakalandı...

Olay yerinde ele geçirilen, zanlının en çok kullandığı ve neredeyse yanından ayırmadığı bepanten pişik kremi ve en sevdiği oyuncaklarından olan balon ve balon şişirme aleti  ile kendini  eleverdi  :)
.
.
****************************

19 Kasım 2009 Perşembe

ayrılık ! ! !

O bensiz bir hayata hazır olabilir   ama   ben her ne kadar onu hayatımdan çıkartmaya çalışsam, neden kendilerini aramadığımı soran, çağrılarına geri dönmediğim için hatır koyan tanıdıkların sitemlerine bile göğüs gersem,  mecburi haller dışında  onunla irtibat kurmamayı düşünsem ve bunu yedi düvene açıklamaya çalışsamda itiraf ediyorum onu hayatımdan çıkartmaya hazır değildim !!!!

Nerden bilebilirdim bu konuya bu kadar içerlediğini   :(
Bu konunun onun umurunda olmayacağını sanıyordum.
Onu ruhsuz sanıyordum.

Haksızda sayılmazdı aslında. Bütün bu konuşulanlar onun yanında konuşuldu. Hiç dikkate almadım onda yaratacağı etkiyi.  
Hatta ve hatta aileme onu hayatımda istemediğimi ve sebeplerini sıraladığım açıklamalarımın kimisinde bizzat  kendisi  aracılık  ediyordu  :(

Onu bana ilk tanıttıklarında acaba tanıtanlar biliyorlarmıydı kötü yönlerini?
Biliyorlardı da bana mı söylemediler? yoksa onlarda mı sonradan öğrendiler?
O günlerde nasılda heyecanlıydım........

Ve sonra onsuz kalınca üzüleceğimi hiç mi hiç sanmıyordum.
Ya şimdi.
Malesef üzgünüm :(


Keşke giderken onu hiç yanıma almasaydım.
Aslında çok nadir onu yanımda götürürdüm. Bu günde işte o nadir günlerden biri idi ve o yanımdaydı.

Ve keşke demek için çok geç .....

Bazı şeyleri tamir etmek çok zor ve belkide imkansız :(

Her ne kadar ondan uzaklaşmaya çalışsamda her  şey çok  ani oldu. Nasıl olduğunu anlayamadım. Aniden kendini soğuk sulara bıraktı. Ben olayı farkettiğimde çoktan sulara gömülmüştü, bu onu son görüşüm oldu ....



Çeklilen sifonun sesine benim "aaaaaaa   telefonum"  diye bağırışım eşlik etti   :)
Ama nafile giden çoktan gitmişti.
Gitmişti de ben ardından bakakaldım.

Evet bu öğle saatlerinde sevgili cep telefonum, bu hayata daha fazla katlanamayarak  kendini tuvaletin soğuk sularına bırakarak intihar etti !
:(


Ve ben çok zamandır hayalini kurduğum cep telefonsuz bir hayatın içine aniden bırakılıverdim...............






İstanbul dan - Paris e :


Can özüm fırsat bulup beni okuyabilir misin  bilemiyorum.
Okursan vaziyetler açık.
Kaderin bir cilvesi olarak, iş telefonunu ezberlemeyeşim, onu  bırak  not dahi etmeyişim, ilk defa kişisel telefonunu son anda ağırlık etmesin diye evde bırakışın sana ulaşmama engel.
Bizi ararda ulaşamazsan ne düşünürsün bilemiyorum. 
Annemlere haber bıraktım. 
.
.
*********************************

mükemmelliyetçi misiniz? emin misiniz? ! ! !



İş yerinden bir arkadaşım mail atmış.

Kadınlar için, çok çalışan, hep çalışan, herkese  ve herşeye yetişmeye çalışan, yaptığını da alasıyla eksiksiz yapmaya çalışan, eşini çok seven ve ona kıyamayan, çocuğunu çok seven ve ona kıyamayanlar dan iseniz -tıpkı kozasından çıkacak kelebeğe kıyamayıp kendince yardıma kalkışan kişi gibi- 
Aferini hak ettiniz....
mi acaba?
Belki sizede bir yerlerden gelmiştir.
Gelmediyse ve henüz okumadıysanız ve hala saçınızı süpürge ediyorsanız, buyrun okuyun.......

*********************************

“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne

yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın!

Mükemmel Kadın Olmayın!

İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!

Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.

İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez.

Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.

İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır.

Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.

İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.
Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve
boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür.

Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez.

Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir. Mükemmel kadın mutlu olamaz.

Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.

İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir. Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar .




ERKEKLER NEDEN ALDATIR
Gülden Aydın' ın Fikret Şeneş' (Türk Popu'nun ilk kadın söz yazarı ) le röportajından.

- Esiniz Bedii Bey sizi çok kırmış ?

- Hem de nasıl. Büyük bir şok yaşadım. Çok büyük bir aşk vardı. Çok fedakarlık yaptım. Yeniden bir insan yarattım ve milyoner ettim. Nerede yanıldığımı çıkarmaya çalıştım. Seneler sonra bunun cevabini bir tiyatro oyunundan aldım: Bir kadını seneler sonra kocası aldatıyordu. 
Kadın nedenini söylediği an, buldum, buldum diye bağırdım. Piyeste doktor koca zengin oluyor ve asık olduğu kadın için karısına ayrılmak istediğini söylüyor. Kadın yakın  arkadaşıyla dertleşirken soruyor:

-Nerede yanlış yaptım?

Arkadaşının cevabı birçok kadının problemini çözüyor. Diyor ki:-Kocan sana o kadar çok borçlandı ki...
Bana birini göstersene alacaklısını seven?

Bu yüzden sana düşman oldu. Fazla fedakarlık hiç
kimse için iyi değil. Dost için de ayni, sevgili için de, koca için de...

*******************************

Durum böyle.

Her ne kadar ben " mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!"   kısmına katılmasam da.

Erkeklere de egolarını tatmin ettirecek kadar iş bırakabiliriz değil mi?
Bunu da tamamen mükemmelliğide mükemmel olarak yapmak için yapalım    :PPPPPPPPPPPP
ha ha haaaaaaaaaa

Şaka bir yana hiç bir konuda mükemmel olmadığımı düşünüyorum.
Ve bu mükemmel olmadığım konularda da mükemmelleşmeye çalışmıyorum.
Yeter ki işin sonucu kendi gönlümü tatmin etsin ;)
.
.
*********************************

17 Kasım 2009 Salı

hayatında ki ilk.........



Hafta sonu pazar gün Çatalca' da bir çiftliğe gittik.
Başlangıçta çok istekli olmasam da gittikten sonra Öz.üme çok teşekkür ettim.
Çok zevkli bir gün geçirdik :)



A.Y. resimlerde gördüğü ve bizim seslendirmemizle seslerini duyduğu bir çok hayvanı tanıma imkanı buldu.

Ve hatta dokunma, kovalama, binme,   v.s.  v.s. .......




Daha önceden tanıtmaya çalıştığımız hayvanları, seslerini çıkartarak hatırlatıp, orjinallerini gösterdik.

Bizim çıkarttığımız seslerle gerçeklerini ne kadar bağdaştırdı bilemiyorum   :P




Bu tavuğun cinsi ne bilmiyorum.     Ama öyle şirin öyle şirindi ki :D
Adeta yerleri süpürerek geziyor zavallım    :)





Küçük adam bu eşeğe ilk bindiğinde eşeğin gerçek  ve canlı olduğunu bilmediğini zannediyorum.
Çünkü hayvancağız kımıldadığında büyük şaşkınlık gösterdi.




Bu tavus kuşuna neler anlattı ya da anlatmak istedi bilmiyorum  :)
Kolundan son anda çekmeseydim belki tavus kuşu o badem parmakların tadına bakmış olabilirdi.




Bu midilliyide biraz bakımsız gördüm.   Sizce de öyle değil mi?
A.Y.  yi daha çok midilliye bindirme umudundaydım.  :(



Biraz da  akrobasi çalışması yaptı.





Sohbetlere eşlik etti. 
Parmak kaldırıp izin istedi    :PPPPP






Bizim cennet hurması dediğimiz,  başka  adlarla da anılan bu meyveleride ilk kez
 dalında gördük.
Ben tadından çok fazla hazzetmiyorum. Ağzımda garip bir tad bırakıyor.

Güzel bir pazar güzel anılarla geçti, zihninlerimizde izi kaldı  :)


Aaaa unutuyordum az daha; cumartesi günüde küçük adamım ve ben 8 anne ve  8 bebeği ile buluştuk  :))
Çook güzel, çok renkli, çok sesli ve çok hareketli bir gün oldu.
Birçoklarını gıyablarında tanıdığım annelerle yüz yüze tanışma ve bebeklerini  (tabi ki şu grip mevzuları yüzünden uzaktan uzağa)   sevme  imkanımız oldu.
Ev sahibi annemizde çeşit çeşit ikramlarıyla midelerimize bayram ettirdi   ;)
Ellerine sağlık canım arkadaşım. Hepsi çok güzeldi.
.
.
********************************

14 Kasım 2009 Cumartesi

kapruz görünümlü domates?

İşte bu da yüksek likopenli domatesmiş. Likopen besinlerde hazır olarak bulunuyor. Bu domateslere dışardan ilave edilmiş.
Ama nasıl?
Tam da her yerde GDO korkusu almış başını gitmişken insanın aklına ilk gelen yoksa bunlarda mı? sorusu oluyor haliyle.
GDOrganizma dediklerinden olamamasını diliyorum. Çünkü hepsini yemeyi düşünüyorum :PPP
Domatesin içinde zaten likopen var. Ve hatta likopenin %85’i domates ve domates ürünlerinde.
Ne olduklarını anlamadan önce Öz.üme diyorum ki "aaaa yoksa bunların genlerini karpuzlamı karıştırmışlar, yoksa domateslere karpuz mu aşılamışlar, veya karpuzlara domates? :P
Çünkü bunlar birer minyatür karpuz görünümlü domates :)
Domates salçası, ketçap, domates suyu likopence zenginler.
Vücudumuz likopeni en çok işlenmiş domatesten (salça, ketçap....) absorve etmektedir. Daha kolaycası pişirilmiş domatesten.
Yani domatesi sabahları çiğ yemek yerine menemen yapmak yada salçalı kahvaltılık soslar yaparak tüketmek daha faydalı ;)

.
Tadı mı?
ımmm hepsi böylemi bileniyorum ama bizimkiler epeyce kalın kabukluydu. Veee tadı güzel denebilir ancak elbetteki mis kokulu köy domatesi tadında değildi.
Karpuzda, bazı tropikal meyvelerde, kırmızı greyfurtta bulunuyormuş.
*******************************
Bilgilenelim :

Likopen

Likopen sebze ve meyvelerde doğal alarak bulunan karoten familyasına ait bir pigmenttir. Bir çok araştırma göstermiştir ki likopen prostat kanseri, sindirim sistemi, göğüs kanseri, akciğer kanseri ve yaşlılıktan dolayı oluşan kalp dejenerasyonunu aktif olarak engelleyebilir.

Kanseri önler mi?

Kanser riski bir çok nedenlere bağlıdır. Beslenme önemli olanlarından biridir. Uzun bir zamandan beri, taze besin ve işlenmiş meyve ve sebze yemek sağlıklı beslenme olarak kabul edilmektedir. Domates ve domates ürünleri likopen içeriği olarak zengindir. Likopenin vucutta anti-oxidant olarak görev yapmaktadır. Şu anda herhangi bir yiyeceğin kanseri önleyeceği sonucuna varmak çok erken ise de, araştırmalar umut vericidir.

Nasıl çalışır?

Likopen vucut tarafından absorve edilen bir anti-oxidant’tır ve zarar görmüş hücreleri onarmaya yardımcı olur. Anti-oxidant’lar kansere sebebiyet verebilecek DNA oxidasyonuyla savaşan bir bileşimdir. Kandaki likopen miktarı arttıkça, okside edilmiş bileşikler azalır.

kaynak :www.lycopene.org

*************************************

12 Kasım 2009 Perşembe

ben polyana değilim ;)


mutluyum çünkü;
mutsuz olmak için bir sebebim yok.

mutluyum çünkü;
o kadar çok şey sayabilirim ki,
.......................

şu an yaşamımda olan herşeyden dolayı mutluyum.
sıkıntı duyduğum şeylerden dolayı bile mutluyum :?

bu palavra değil, gerçekten içimden gelen bu!

( " her zorlukla beraber bir kolaylık vardır"
İnşirah suresi 5. ayetini bir arkadaşla yazışırken hatırladım. Ondan mı acaba?
belki de. )

En çok da bunun farkında olduğum için mutluyum,

mutlu olduğum için daha da mutluyum.

Bazen sinirlensemde,
Sinirlendiğim şeylerin mutluluğumu bozmasına izin vermediğim için mutluyum.

Beni düşünen insanların varlığını biliyorum. 1, 3, 5, 10 ya da 100 lerce kişi :P ne farkeder.
Bu yüzden mutluyum.

Bana bu dünyada bir yaşam verildiği için mutluyum.
Bu dünyadan haberdar olduğum için çok mutluyum.

Mutluluk diye birşey var olduğu için mutluyum.
Mutluluk duygusunu tadabildiğim için mutluyum. 1, 3, 5, 10 ya da 100 lerce kez ne farkeder.

Kimseyi incitmek istemediğim için mutluyum.
Kimseyi bilerek incit-meyeceğim-mediğim için mutluyum.

Kimsenin beni incitmesine izin ver-meyeceğim-mediğim için mutluyum.

Akşam olduğu için mutluyum.
Normal bir gün geçirdiğim için mutluyum.

Eve gittiğim için mutluyum.
.
.
.

sizde mutlu olun istediğim için mutluyum.

mutluyum işte
;)

(Allah a sonsuz üzeri sonsuz kez şükürler olsun)

11 Kasım 2009 Çarşamba

büyükşehirlerdeki ebeveynlerin çocuklarında uyku sorunlar daha fazla !

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu uyku problemi olan çocuklarla ilgili olarak bakın neler demiş:

"Anneler ve babalar huzurlu, güler yüzlü, hallerinden ve durumlarından memnunlarsa, ruhsal sorun yaşamıyorlarsa çocukların uyku için gerekli olan gevşeme, kendini bırakma gibi bedensel duruma daha rahat geçtikleri bilinir.

Özellikle de büyük şehirlerdeki ebeveynlerin çocuklarında bu tür sorunlara daha sık rastlanıyor.

Bebeğini sağlıklı yetiştirmek isteyen, ideal bir eş olmak için çabalayan, bir yandan da çalışan anneler, sürekli para kazanmak ve borç ödemek için koşturan babaların stresi çocuklara da haliyle geçiyor.
Yani kafalarında maddi ve manevi bir sürü problem barındıran anne babaların ne kendileri ne de çocukları geceleri sağlıklı uyuyamıyorlar. Evin içine bulaşıcı diyebileceğimiz bir huzursuzluk hakim oluyor. Bu nedenlerle anne babalara öncelikle kendilerinin sakinleşmelerini stresten uzaklaşmalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Ardından çocukla ilişkilerini olabildiğince düzene sokmalarını istiyoruz. Örneğin anne babasıyla yatmaktan keyif almayan bir çocuk var mıdır?

Bazı konularda ebeveynlerin insiyatif almaları gerekmektedir. Günlük yaşamda gerekli değişimleri, düzenlemeleri yapmaları için ebeveynlere ve çocuklara ödevler veriyoruz. Kazanacakları faydaları sıralayarak onları değişim konusunda cesaretlendiriyoruz.

Anne babalık işlevinin çocuğun büyümesi, gelişmesiyle sürekli revizyondan geçirilmesi gerektiğini anlatıyoruz.
Bebek ve çocuk bakımının birbirlerinden ayrı durumlar olduğunu hatırlatıyoruz. Örneğin sürekli sallanmak isteyen bebeğe “Hayır sen artık sallanacak yaşta değilsin” dediğinde çocuğun buna tepki göstereceğini fakat bunla başetmenin yolları olduğunu belirtiyoruz. Bütün bunlar uzun vadede çocuğun uyku gibi temel fizyolojik işlevlerdeki yetkinliğini arrtıracak önlemlerdir."

yazının tamamı için;
http://www.bebek.com/bebek-yuruyor-uyku-sorunu-olan-bebegin-once-anne-babasiyla-iliskisine-bakiliyor-cnt2-6-1-5795.html


Evde, işte, gece, gündüz, yolda, tatilde .... her yerde 7x24 çalışan anne yine ucundan kıyısından bulaştı bu işe.
Oysa herşeyi onlar için yapmıyor mu çalışan anne?
E bu hal çocuğumuzu uykusunda bile etkiliyorsa biz ne diye göbeğimizi çatlatırcasına çalışıp koşturuyoruz ki?
Bebeğini daha iyi, sağlıklı.... yetiştirme kaygısı bile

Ah şöööyle geniiiş, kaygısız, rahat insanlara nasılda gıpta ediyorum......
.
.
*****************************

9 Kasım 2009 Pazartesi

sizde algılarınızdan karaları kaldırın

Güzel bir hafta sonundan sonra, güneşli bir günle yeni haftaya başlamak yeni gelen hafta için enerji verici olmasına rağmen  üzerimdeki kırgınlığı atmama yetmiyor.

A.Y. ile gece nöbetlerimiz hiç eksilmeden devam ediyor.  Geçen perşembe gecesi yine çok sık ve terli kalkınca ertesi gün itibari ile boğazımda bir acı ile dolaşıyorum.
Cumartesi bir antibiyotik ve grip ilacı almaya başladım. İnşallah dahada kötüleşmez.

Cumartesi akşam eşi ile birlikte kuzenim ve kayınvalidemler bizde akşam yemeğindelerdi. Tamamen spontan gelişen bu gece çok güzeldi. Fakat  yemek konusunda kayınvalidemin, çay kısmında da  kuzenimin yardımları beni dinlendirmeye yetmedi. 

A.Y. her geçen gün büyüdüğünü bize ispatlamaya çalışır gibi. Cumartesi misafirlerin çokluğundan mıdır bilmem şımarıklık bile yapmaya başladı. Yemek yemek istemedi, öğlende çok çok iyi yememmesine rağmen. Kucağımda bile durmak istemedi. Yılan misali kıvrılıp iniyor kucağımdan :)
Sonra baş başa O nun odasında biraz oynayıp yedirdim yemeğini.

Pazar günde Öz.ün Alman  misafirleri ile boğaz turu sözümüz vardı. Gidip gitmemekte tereddüt etsemde sonunda gitmeye karar verdim. Çıkmamız çok badireli olsa da  (geç hazırlandık, A.Y. nin dur durak bilmeyen sabah enerjisinin üzerine açlığıda eklenince ki halini sizin sizin hayal gücünüze bırakıyorum, tam herşey tamam dedik siteden çıktık benim antibiyotiğimi unuttuğumuz aklımıza geldi, Öz. alamk için çıktı, anahtarları unuttuğunu farkettik.......)
neyse kahvaltıya oturduğumuzda güzellikler başladı;

1-   Sabahın bu saatinde dahi bu koşuşturma yüzünden ihtiyaç duyulan dinlenme,

2-   Çok acıkan A.Y. nin gık demeden oturup kahvaltısını bitirmesi,

3-    Hala sevecen ve hoşgürülü insanların var olması ve onlarla karşılaşmak.
(A.Y.kahvaltısını  ederken gık demedi ama sürekli yan masadaki iki bayanın kafasını   abla,  abla,  abla  diye  yedi bitirdi.  Neyse ki çok sevecen  insanlarmış ki A.Y. yi yeme konusunda özendirdiler ve uzaktan sevdiler.  Hatta biri  A.Y. ile  birlikte kedi beslemeye bile gitti. 

4-    İstanbul da  pazar sabahları trafiğin olmaması ve hedeflenen yere kolayca ve sinir harbi yaşamadan varabilmek.

6-   Kasım ayında böylesine güneşli bir havayı yakalayıp bunu boğaz havası alarak değerlendirebilmiş olmak.

7-  A.Y. nin rutin kaka saatinde ( ki o saat vapurda olduğumuz bir ana denk geliyordu) kakasını yapmaması ve beni alt değiştirme meklanı arayışına sokmayışı :)

8-   Sabah şekerlemesini arabada kucağımda yapması, aslında duruma göre esnetebiidiğim düzeninin değişmemiş olması ve bu durumun A.Y. yi cici çocuk yapması.

9-   Vapurda bizi  aşırı zorlamadan durması. (bu zorlama durumu bizim için geçerli, başka anne babalar için belkide zorlu olabilir ama galiba biz A.Y. nin hareketli haline ayak uydurduk ;) )

10-  Ve en güzeli benim gibi kokoreç severin karşısına kokoeç seven  bir alman çıkması ve vapurdan inilince bizim balık v.b. yemek teklifimize karşın bizzat misafirimizin tecih ve seçimi ile yenen kokoreç  :D  (bu sefer ekmek arası yemedim. Bir porsiyon yanında 1 dilim ekmek :P )

iki arada kokorecide sığdırdım ya  daha ne olsun dostlaaaar.... 
bu hafta midem bayram etti bayraaaaam.

daha güzel günler, haftalar sizlerin olsun    :D
.
.
.
Bunlar demek değil ki  pespembe bir pazar geçirdim,  ama ben siyah olan kısımlarını görmedim, görmediğim şeyi sizlerede göstermedim :PPP

Sizlerede tavsiye ederim, arada sizde gözlerinizden  ve algılarınızdan karaları kaldırın  ;)


Ve pazartasi saat 10:43 itibari  ile   boğaz ağrım hafiflemiş ve fakat  burun ve gözlerimde yanmayla aman şu malum grip salgınında dikkatler üst safhada diyerek zaten hafif olan rejimi  daha da hafifletip grip ilaçlarına ve takviye vitamin,  gıda alımına devam. 

Pazartesi kilo kontrolu:  hala -2 kg  yani 61kilo.
Rejim hafiflemiş halde devam.
.
.
*******************************

5 Kasım 2009 Perşembe

benim wc m doğal koksun !



Hemen hemen her koridora çıkışımda lavoboya uğrayıp ellerimi yıkıyorum. Zaten çok sıkta çıkamıyorum ya.  Biraz öncede ellerim yıkamak için lavabonun kapısını açtım;
koku reseptörlerimi yakan keskinlikte bir koku yaladı yüzümü.

Aman Allah ım !!!
nedir bu ya !!!

Ben ki güzel koku maiası olan biri.
"Ben doğallıktan yanayım arkadaş" dedirttiler ya bana, helal olsun!
İstemiyorum kimyasal, bileşiminin ne idüğü belirsiz, benim nefes almamı engelleyen ve bize iyilik olsun diye sıkılıp duran koku bozması şeyleri hissetmeyi.
is te mi yo ruuuum.
Doğal koksun benim girdiğim tuvalet.  Neyse kokusu o. O mekanda  başka bir koku yayan ve dolayısı ile böyle bir beklenti içine giren benim tanıdığım yok.
Varsa söyleyinde bende öğrenmiş olayım.

Ha siz yapabiliyorsanız boool bol havalandırın yeter!

Bir, iki .... nedir bu?
Astımı olan var, alerjisi olan var. Üstelik % 90 dar ve suni havalandırmaya sahip bu bahsettiğim yerler.  Yok ki penceresi kafamı dışarı çıkartayım.

Aynı olay 5 dk. sonra bineceğim serviste de var malesef. Üstelik daha bayıcı bir koku  :(((
İnanın bu kokuların yasaklanması için nerelere başvurulması gerekiyorsa, başımı feda edip var gücümle vurasım var.

Şimdi gidiyorum lakin bu konu burada kalmayacak......
.
.
not: bu yazı  resimdeki markadan bağımsız, tüm suni oda kokuları için yazılmıştır.  
*******************************

4 Kasım 2009 Çarşamba

1 günde 1 somun ekmek nasıl yenir?





Pazartesi akşam    A.Y. nin küçük amcasının  doğum gününü Öz.ün seyehatten yeni dönmesi sebebi ile gecikmeli olarak kutladık  :)
( M.G. ye sağlıklı, mutlu ve başarılı nice seneler diliyorum tekrar. )

Rejimimiz ağır olmasada bu tarz durumlarda zorluyor beni. Yapılanların ucundan azıcık tadmam diyeti delmeme yetti.

Serviste geçen haftadan beri  dönen kokoreç muhabbeti servis şöförümüzün yolumuz üzerindeki kokoreççiyi tanıması ve güvenilirliği konusunda bizi aydınlatması ile sadece muhabbet olarak kalmayarak, midelerimizde sonlanan bir fiil haline geldi   :)  Sonra araştırdım bir sürü yerde de şubesi varmış Gala kokoreç.
Daha önceden nasıl olduda bilmiyorudum.  hayret  :)

Akşam iş çıkışı servisi kokoreççinin önüne çektirdik   :D
Kokoreç yemeyenler bizi seyretti   :P    Tadı, en bilindiklerden şampiyonunkinden bile çok çok daha iyiyidi. Neyse ki dahasının Öz. ile yerim düşüncesi ile azıcık tadına bakıp paket yaptırmıştım.  Yoksa doğum günü için yapılanlarla beraber midem   20 gündür kazandırmaya çalıştığım terbiyesi iyice bozacaktı ! 
O gün kokoreçler yenmeden paketlerinde kaldı .

Salı gün iş yerinde ki arkadaşlar bu kokoreççi keşfimizi duyarda durur mu !!!
Öğle arasında nerede soluk aldığımızı söylemem gerek yok  :)
Yarım erkmek arası................  neyse ki ekmeğin içini aldırmıştım. Bu da züğürt tesellisi olsun   :P
Akşam eve gittim. Pazartesiden yenememiş yarımşar ekmek bizi bekliyor :)
E onunda hakkını verdim !!!!!!!!!!!
Yani öteden beri ekmeği sadece kahvaltıda yiyen ve son 20 gündür de sadece 1 dilim yiyen beeeeen
03.11.2009 salı günü   tam    1 EKMEK yemiş oldum. Pardon yarısının içi alınmış 1 ekmek    :PPPP

Burada yazmaya fırsat bulamadığım geçen hafta vermiş olduğum 1 kilom vardı hatta 1,5 gibi idi ama baskülüm digital olmadığından tam kestiremeyip 1 kilo diyeyim üzeri bonus olsun demiştim.
Bu pasta ve kokoreç olayları sonucunda,  bu verdiğim fakat bahsedemediğim 1 kilodan bahsetmeme gerek kalmadı   :(

ilk 10 günde 1 kg.
ikinci 10 günde yine 1 kg.
gayet başarılıydı oysa.

Ama bu sefer hiç pişman değilim blog amca. Yine olsa yine yaparım  ;D
.
.
çok mühim not: yılmak yok. eski halinde diyete devam !!!
.
.
******************************

3 Kasım 2009 Salı

?

rejim ?

diyet ?

kilo ?

kim ?

ne zaman ?

nerde ?

ne için ?
.
.
.
.
**************************

2 Kasım 2009 Pazartesi

hayatında ki ilk cümle; "ayiii bak"

Her geçen gün Öz.ümün seyahatleri kendine de küçük adamımıza da zor geliyor. Bugün akşam uyku arasında baba diye sayıkladı iki üç kez. Sonra uyudu kaldı. Çok şükür ki sayılı günler.


Hayatında ilk kez bir cümle kurdu benim küçük adamım. 24.10.2009


Banyodaki şampuan ayıcığına


"ayi ayi bak" diye çiş yapışını göstermek istedi :)


Şimdi her tuvalete gidişimizde ayıcığı kendimize şahit ediyoruz :))


Büyüyor benim oğlum her geçen gün. Öyle tatlı ki.... tüm annelerin bebekleri gibi. maşallah.


Sabah sesleri geliyor içerden. Öz. diyor ki hadi gidelim anneye böö yapalım.
Üç beş saniye sonra, arkamdan yere yakın taraftan bööö diyor incecik bir ses :)

Bu çöp dediğimiz şeyleri götürüp mutfak çöpüne atıyor.


Mutfakta ben ona mama yapmaya çalışırken yerden bir ıkınma, bir gayret sesi geldi. Baktım ki, dolaptan aldığı küçücük tavanın içine girmeye, daha doğrusu sığımaya çalışıyor. Ah nasıl isterdim o anı fotoğraflayabileyim :))


Duygusal şarkı dinleyemiyor benim oğlum. İçleniyor ağlamaklı oluyor. Oyuncağı "benim annem güzel annem beni al kollarına......" şarkısını söylüyor. Müdahele etmesem ağlayacak. Ben neşeli halde söyleyerek eşlik edince eh işte oldu. Ve ağlamaklı olduğu diğer bir şarkıda akdeniz akşamları. Çok ilginç . Acaba şimdiye kadar hiç slow şarkı denk gelmedi mi? yoksa bu tepki yeni mi?
malesef hiç farkında değilim...
.
.
**************************